Hoşgeldiniz

sendrom.net pc world ve başka mecralarda yazdığım yazılarımı yayınlamak amacıyla açtığım bir siteydi. zamanla sevdiğim şarkıları aşkları kızgınlıkları dile getirdiğim bir site haline geldi.
kişisel olmasına rağmen iyi bir ziyaretçisi vardı ve siteyi yenilemeye karar verdim. sevdikçe, kızdıkça, biliştikçe, müzik yaptıkça kısacası Ulaş olmaya devam ettikçe yazmaya da devam edeceğim.

aşk kaç kişiliktir

Göze almak nedir? Ya da kaybetmeyi göze almak nedir? Peki bunu neden yaparız? Biraz değinelim.

Eskiden bir kız arkadaşım vardı, bir çok şeyi paylaşır konuşurduk, adını sanını vermek hoş olmaz. Kedi köpek gibi kavga etsek, hatta bazen birbirimizden nefret etsek de, bazı ortak noktalaımız yok değildi hani. Bana bir şey anlatmıştı.

Sevgilisi, ama sıradan bir sevgilisi değil, uzun zamandır beraber olduğu ve ona tapan sevgilisi, bir gece telefon açıyor ve seni çok seviyorum asla beni bırakma gibisinden bir şeyler söylüyor, pişmanlık dolu sözler. Meğer bir fahişeyle beraber olmuş bu onun özürü, ve çok sevdiği için vicdan azabından dolayı itiraf etmiş. Arkadaşım gerçk bir psikopat olduğu için ayrılmamış başka biçimlerde ceza vermişti. Bir gün ayrıldılar ve o gün benden Teoman çalmamı istedi “evet dedim ben de seni aldattım, bir kez de değil üstelik”.

Bana söylediği şuydu: Ulaş dedi gidip beş paralık biriyle yatması değil affedemediğim ya da kızdığım. Tenine bir başka ten değmesi değil. Kaldıramadığım ve kızdığım şey, 5 dk lık zevk için “beni kaybetmeyi göze alması”

Aslında ne kadar doğru bir tespit. Delicesine sevdiği kızı kaybetmeyi göze almak, ne için 5 dk lık zevk için.

Peki değdi mi? Hiç sanmıyorum (gerçi herif de salakmış, yedin bi bok anlatma bari mezara gitsin o sır hehe)

Bu sadece aldatmakla ya da ilişkilerle olmuyor. Yarın sınav var, ve bir arkadaş arıyor belki bir kız arkadaş. hadi takılalım. İyi 1 saat takılır gelir sınava çalışırım. Böyle derken hoop eve sabaha karşı gelinir ve sınava çalışmadan girilir kötü not alınır belki sınıfta kalınır.

Peki değdi mi bir kaç saatlik eğlence için kötü not almaya?

Değdiyse hiç bir sorun yok. O bir kaç saat sınıfta kalmaya değebilir, kelebek etkisi gibi başka bir çok mutluluğa yol açabilir -ki bunu da yaşadım-

Ama üzen şudur: Bir “salakça” şey için, bir başka şeyi kaybetmeyi göze alıyorsan, o zaman bu kaybettiğin şeye değer vermediğin ve kaybedebilmeyi “göze aldığın” anlamına gelir.

Hakeden birisi ise, hakeden bir şey ise tamam. Ama bunu asla haketmemiş bir şey ise değmez bence. İnsanları kırmaya değmez, insanları üzmeye değmez. Bu kadar basit olmamalı insan ilişkiler, insanların değeri bu kadar basit olmamalı.

Ama belki de basittir, basit biriyizdir, değmeyecek biriyizdir kim bilir? Ya da değerimiz sandığımız kadar değildir. Ama sanmıyorum bunların hiç birisi gerçek değil. Sadece bu insanların hatasından kaynaklanıyor. Ufak bir şey için, kaybetmeyi göze alabiliyorlar.

Tamam onlar göze aldı, peki esas soru “bizim suçumuz ne” güvenmek mi? Değer vermek mi?
Anlamıyorum , aslında anlıyorum ama anlamak istemiyorum.

Bir sene önce yazdığım “her şey çok farklı olabilirdi” yazısı üzerine hala aynı cümleyi söylüyorsam. Hala “her şey çok farklı olabilirdi” diyorsam. Demek ki yanlış olan benim.
Ne dersin Doç. Dr. Hakan Türkçapan, hala söylediğini kabul etmiyorum. Hani demiştin ya “Ataol Behramoğlu” yalan söylemiş, esas aşk tek kişiliktir demiştin. Ben de min gayri haddin biz sanatçılara göre iki demiştim. Evet inada devam, sonsuza dek inada devam.
ÖLÜMDÜR YAŞANAN TEK BAŞINA AŞK İKİ KİŞİLİKTİR.

sen nesin aşkım

sen güzelsen güzel nedir ki?

sen insansan biz neyiz peki?

tanrım nasıl güzelsin, tanrım nasıl seviyorum seni. nasıl ifade edebilirim ki bunu sözlerle, ben ki söz üstadı, ben ki yazı üstadı. ne bir kelime, ne bir sıfat.. hiç bir şey bulamıyorum ki seni tanımlamak için.

hepsi eksik kalıyor. bir insanın gülümsemesi bu kadar mı güzel olur, bu kadar mı mutlu eder.

ya ne hakkın var bu kadar güzel olmaya? seninle aynı evrende nefes almak ne kadar mutlu ediyorsa beni. bir o kadar da sinir oluyorum sana.

bu kadar aşık etmeye ne hakkın var beni :)

bir kere sarılmak için, bir kere koklamak için özlemle rüyalara yatırmaya hakkın var mı?

evet var, senin her şeye hakkın var. çünkü sen tanrıçamsın.

sana olan sevgimi sözlerle anlatamam, ancak gözlerle…

bak gözlerime. varlığın dünyayı güzelleştiriyor.

Melih Cevdet Anday dan güzel bir şiir beni, bizi anlatıyor…

Ben ki her akşam yatağımda
Onu düşünüyorum.
Onu sevdiğim müddetçe
Yatağımı da seveceğim….

aşk ve komik hayatım

Sabaha karşı 05.15 en sevmediğim şey oldu; erkenden uyuyup gecenin bir körü uyandım. İnternet ten kurtlar vadisi izledim soda ve elma suyu içtim. Neşeliydim ve mutluydum neden?

Sanırım işlerin bitmesine az kaldığı için, bir de deli gücü geldi bana, aralıksız motor gibi kod yazmaya başladım yine. Kafamı bile kaldırmıyorum diyebilirim, ama bu bana mazoşistçe bir zevk veriyor. Sanırım lanet bir iş koliğim.

Aşkı düşündüm, ve komik yaşantımı.

Binlerce kere söylediğim gibi, her sabah aynaya baktığında gördüğün yüz ile güne başlamayı deli gibi istemek ne de gariptir? Ne de gariptir saçını toplamasını istemek güzel boynunu görmek için. Hatta o saçlardaki tokayı elleriyle çıkarmak istemek. Bir gülümsemesiyle dünyanın bütün antidepreasanlarının  yaratamayacağı mutluluğa sahip olmak. Bir dakikacık fazla görebilmek için yaşam biçimini bile değiştirebilmek.

Sevmek aşık olmak güzel bişey be :) Beraber olmak bir yana, sırf sevebildiğin için sevmek bile güzel bir şey.

Sonra komik yaşantım.. Aşağıda bazı diyaloglar var. Ben hayatı, bu diyalogları yaşadığım kişileri seviyorum. Ayrıca bazıları kendimi övmeme gülse de kendimi de çok seviyorum :)
——————————-
Tembeliko del mondo: Ablamın çok tembel birisi olduğumu vurgulamak için söylediği söz (evet 1.5 senedir web sitesini yapmadım)

Ailenizin bilişimcisi iyi günler diler: Sabahları evden çıkarken anne ve babama söylediğim söz.

Babam: Ulaş nereye gitti.
Annem: Bilmiyorum ama spor ayakkabılarını giydiğine göre kızlarla değil erkek arkadaşlarıyla buluşmaya gitmiştir. (Ya annem bile çapkın sanıyor beniii)

Ben: Anne ben kaşımı deldiricem
Annem: İyi git başka yerini de deldir :)

Annem: (tatil köyünde hamakta spor ayakkabısıyla uzanan babama) Tuğrul ayakkabılarını çıkar
Babam:Neden
Annem: E daha rahat edersin, göyle garip olmaz mı.
Babam:Ee punk babası değil miyiz.

Ben: Ya bu gömlek beni şişman gösteriyor.
Babam: Şişman falan göstermiyor, sen zaten şişmansın (5-6 ay önceydi daha kilo vermemiştim)

Ablam: O kadar muhteşem bir kız sana bakmaz ki.
Ben: Evet ben de onu diyorum ya.
Ablam (burda ablallık damarı kabarır): Ne bakmazmış senin gibisini rüyasında mı görücek, sen şöylesin böylesin bla bla (ee aile içinde birbirimizi deli etsek de, çok severiz, aile dışında kralızdır hehe)

Yaren (2.5 yaşındaki yeğenim): Dagali nap emen. (hemen beni kucağına al)

Ben: (gece saat 1.30 da telefonla) Anne evde sigara var mı
Annem: Evet oğlum mutfakta 3. çekmecenin arkasına saklamıştım. (zor zamanlarda içmem için ben uyuyunca sigalalarımdan 3-5 ayırıp zula yapar)

Ben: (gece 23 de telefonla) Anne param bitti.
Annem: Bak salondaki vazonun içinde 50 ytl var.

Ben: (ertesi gün) Anne param bitti
Annem:Kitaplığa git, orda arkada senin eski cüzdanın var, içinde 50 ytl var. Hehe hepsini bir anda söylesem gider hepsini bir günde harcardın (bu arada anne parası yemiyorum ha maaşım annemin hesabına yatar)
Ben: Sence ben kaç yaşında gösteriyorum
Birisi: (içinden) Bana ne ya, kaç gösteriyorsan gösteriyorsun salak mı ne ;)
Bu liste uzaaar gider, yenileri de eklenir. Ama değişmeyen şey sevgimdir. Valla seviyorum lam :)

Kaçış

Ankara’ya taşınalı  5 sene olmuştu, öğrenciliğinin son demlerini yaşıyordu, sadece Birkaç dersi kaldığı için haftada sadece 2 gün okula gidiyor diğer günler de arkadaşlarıyla zaman geçiriyordu. Öğrenciliğinin en rahat dönemleriydi ve bu rahatlık davranışlarına da yansımıştı. Artık neredeyse her gün içki içiyor, arkadaş grubuyla barlarda geziyor, haftanın Birkaç günü farklı arkadaşında kalıyordu. Bara gidilmediği zamanlar da ev partileri vardı, bu dönemler genelde ayın son günlerinde denk gelirdi. Ailelerden gelen para azalınca ucuz biralar ya da şaraplar alınır evde toplanılırdı.

Aslında eğleniyor gibi görünmesine rağmen bu durumdan pek de hoşnut değildi, ama bahanesi hazırdı “okul bitince düzenli bir hayata geçeceğim”. Düzensiz yaşamdan dolayı biraz kilo vermişti, ancak oldukça alımlı bir kızdı, uzun kahverengi saçları, düzgün burnu, ince bilekleri, düzgün parmakları vardı. Arkadaşlarını sevse de ortamda onu rahatsız eden birşeyler muhakkak bulunuyordu, ancak bu ortamdan da uzaklaşamıyordu, belki yalnızlık korkusu, belki çaresizlik, belki de bilinç altındaki keyifli yaşam isteği. Zaten bahane her zaman hazırdı “az kaldı düzgün bir yaşama geçeceğim”

İlk büyük pişmanlığını esrar içtiği zaman yaşamıştı. Başlarda bulunduğu ortamda içilmesinden ürkse de, daha sonra buna alıştı, nasılsa o içmiyordu.  Fakat bir gün hem alkolün etkisine hem de ısrarlara dayanamayıp Birkaç nefes çekti, hem pişman olup üzülüyor hem de “aman bişey olmaz” deyip içmeye devam ediyordu. Bundaki etkenlerden birisi de, sevgilisinin de içmesiydi. İlk günün sabah ağlasa da, sonraki günler ayda yılda bir içmeye devam etti.

Sevgilisini seviyordu, neden bilmiyor ama seviyordu, çok da iyi anlaşamıyorlardı aslında, sevgilisi kimi zaman ona kötü davranıyor kimi zaman umursamıyordu. Hatta alkollü bir gecede büyük bir tartışma esnasında hafif de olsa bir dayak yemişti. Saatlerce ağlayıp, bana babam bile bir fiske vurmadı dese de, yine onunla olmaya devam etmişti. Bir şekilde affediyordu işte.

Bir gece ev partilerinden birinde çok sıkıldı, zaten sevgilisi ortamdaki onun hiç sevmediği bir kızla konuşup duruyordu, biraz sıkıntı biraz da kadınca kıskançlıkla artık gidelim dedi, ancak sevgilisi sen nereye gidiyorsan git ben kalacağım diye yanıt vermişti. O an tavır yapıp gittiği zaman onun arkasından gelip kendisini engelleyeceğini düşünerek ortamı terk etti ancak arkasından gelen yoktu.

O sinirle sıklıkla gittikleri bir rock bara attı kendisini, boktan bir bardı ama bazen güzel müzikler çalardı. Zaten çevresi, ilişkileri, ortamı boktan olduğu için, barın kalitesi onun umurunda bile değildi. Alışıldık yüzler, Birkaç selamlama, biraz müzik derken 4. birasını bitirmişti, sıkıntının da etkisiyle başı dönüyordu. Az ileride eskiden tanıdığı bir arkadaşını gördü. Yanında bir erkek vardı. Hafif durgun gibiydi, dans etmiyordu ama rock barlardaki gizem yapmaya çalışan gözlerini tek bir noktaya sabitlemiş adamlar gibi de değildi. Başıyla hafifçe tempo tutuyor aralarında grubu alkışlıyordu. Hoş bir erkekti, zaten canı da sıkıldığı için yanlarına gitmeye karar verdi, önce zaten tanıdığı olan kızla merhabalaştı ve daha sonra da onunla. Adını söylememiş, sadece elini uzatıp gülümsemişti. Güzel gülüyordu, hafif gamzesi vardı, ve 5. biraya geçtiği için gözüne çok yakışıklı gelmişti. Konuşmaya başladılar, ilk başlarda tanıdığı kız da konuşmaya katılsa da sonra sıkılıp sahnenin önüne gitti. İkisi baş başa kaldılar, derdini anlatmaya başladı, ilişkisini, okulunu sıkıntısını. Hayret böyle bir durumda sevgilisini kötülemiyor tam aksine mantıklı yanıtlar veriyordu.  Biraz daha konuştuktan sonra erkek izin istedi, kızın zaten kafası içtiği biralardan dolayı çorba gibiydi, başını kaldırıp “ben de seninle gelebilir miyim” dedi. Erkek “bu sanırım iyi bir fikir değil ancak istersen seni evine bırakabilirim”. Hem bozulmuş ama öte yandan da hoşuna gitmişti. Boş ver gerek yok dedi ve orada kalıp içmeye devam etti.

Sonraki günler sıklıkla karşılaştılar ve sohbetleri giderek daha da derinleşti, itiraf edemese de erkek ondan çok hoşlanıyordu, ancam böyle bir yaşam biçimine sahip birisiyle olmanın zorluklarını da bildiği için hep temkinli yallaşıyordu. Günler günleri kovaladı ve bir gece içtiği votkalardan dolayı iyice rahatlamış olan erkek onu evine davet etti. Yolda giderken onu izliyordu, aslında ne kadar masumdu, gözlerindeki hüzün onu ne kadar çekici kılıyordu. Depresif ve sorunlu insanlardan uzak durmaya çalışsa da, onun sorunları bile ona çekici gelmeye başlamıştı. Onun hiç kabahati yok diyordu içinden kendisine, sürekli ellerini, ve kollarını izliyordu, kolundaki geçmişten kalan aşı izi bile hoşuna gitmeye başlamıştı. Tanrım yoksa aşık mı oluyordu ona? Yoksa içtiği 4. votkanın mı eseriydi bu?

Eve geldiler, kıza bir kahve yaptı kendisi de bir sek votka daha aldı, sanki sigara kokan salak bir bardan çıkmamışlar gibi, kız çok güzel kokuyordu, yan yana otururken kokusunu duyumsuyordu. Ona sarılıp koklamayı o kadar istedi ki, ve içkinin de verdiği cesaretle ona sarıldı. Sarıldı, kokladı, öptü, sarıldı ve öylece uyudular…

Sonraki günler ilk başlarda oldukça iyi gidiyordu, kız onunla kalmaya başladı, düzenli olarak derslerine gidiyor, akşamları eskisi gibi dışarıya çıkmıyor, evde ders çalışıyordu. Her şey istediği gibi düzene giriyordu, hatta her şey istediğinden de iyiydi. Belki de fazla iyiydi, hem derslerine , hem de gereken zamanlarda sosyal aktivitelere zaman ayırıyordu.  Yine canlı müzik ve dans, eskisi kadar olmasa da içki, daha mutlu bir hayat.

Sürekli birbirlerine ne kadar mutlu olduklarını söylüyorlardı, birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini, aptalca olsa da evlenmekten bile bahsediyorlardı. Erkek, yakın çevresinden bazı kişilerin “o kız o ortama geri döner bak görürsün, boş ver” laflarına kulak tıkayıp gerçeği siz de göreceksiniz diyordu. Hatta bu eleştirileri kızla paylaşıyor ve gülüp geçiyorlardı ancak bir gün…

Güzel bir rock grubunun canlı performansını dinlemek için ilk tanıştıkları bara gittiler. Grup sahne almadan önce Birkaç kadeh içtiler ve grubu beklemeye başladılar. Konser oldukça güzeldi, dans ederek, bira içerek 1.5 saatlik konseri izlediler. Kalabalık dağılmaya başlamıştı ki kız onu gördü, eski erkek arkadaşını. Yanında ortak tanıdığı birkaç kişiyle içiyordu,  kızı görünce topluca onun masasına geldiler. Birkaç klasik merhaba, hatır sorma sözlerinden sonra eski erkek arkadaşı, burdan bize gideceğiz, hadi siz de gelin, hem şarabımız hem de otumuz var dedi. Erkek o an adamı param parça etmeyi düşünse de, yalnızca kızın tepkisini ölçmek için sessiz kaldı. Kız ne dersin canım gidelim mi? Dedi, aslında yanıtını bildiği halde bunu sormuştu. Oraya gitmek istemeyeceğini biliyordu, giderse de sevgilisini  bir daha görmeyeceğini biliyordu. Bir an gözünden anılar geçti, onunla yaşadığı güzel zamanlar, ders çalışırken yaptığı kahveler, sabahları onun gıdıklayarak uyanması…. Öte yandan ise diğer adamla yaşadıkları geçti aklından, içtiği zamanlar, bir orada bir burada kaldığı geceler, ot alemleri. Acaba dedi, acaba onu seviyor muydum yoksa onu tutunacak bir dal olarak mı görmüştüm. Ve yine bahanesi hazırdı, bu gece de giderim, zaten okul bitiyor, okul bitince yine düzenli bir hayata girerim. O kaçıyordu, hem kendinden hem de mutluluktan.

Erkek ise aklından geçenleri okurmuş gibiydi, Hiçbir şey söylemedi, hiç konuşmadılar ve kız kalkıp eski sevgilisinin evine gitti. O da bir büyük votka alıp kendi evine döndü, hemen en yakın dostunu aradı, o geldiği zaman sarhoştu, ancak hala içiyordu, ona hep “haklıymışsın, siz haklıymışsınız” diyordu. Dostu, “keşke bazı şeyleri öğrenmek için bedel ödemesen” dedi.

Sabah oldu, alkolün etkisini yitirmesiyle erkenden uyandı, tıraş oldu ve işine gitti. Aradan tam bir ay geçmişti, o gece fazla mesai yapmıştı , eve dönerken onu gördü, bir duvarın üstünde, Birkaç arkadaşıyla beraber, sarhoş ve bitkindi, başını bacakları arasına almış ağlıyordu. Birkaç saniye durdu, göz göze geldiler. O temiz o güzel o masum kız biraz daha kirlenmişti. Konuşmak bile istemedi. Yola devam etti, hayret ki üzülmedi bile, bencilce dudaklarından şu kelimeler döküldü “umarım daha da kötü olursun”. Bu söylediğini içten istemese bile kızgınlığına yenik düşmüştü.

Uzunca bir süre oralardan geçmedi, çünkü kızsa da, onun her gün daha perişan olan halini görmek istemiyordu.

Ve bir pazar sabahı, kapıcının getirdiği gazetede bir haber okudu……..

zaten o “hayat” değil miydi

Bir süredir başı önde geziyordu, başı dikti ama sanki hep öne eğik gibiydi duyguları. Hani meyhanede herkes şarkılar söyler eğlenirken, masadan başını kaldırmayıp önüne bakan insanlar vardır ya, işte onlar gibiydi gibiydi duyguları. Oysa belki başını kaldırsa etrafındaki güzellikleri görecekti. Hemcinsleriyle ne kadar iyiyse karşı cinsle de o kadar kötüydü, öyle ki bulunduğu meclislerde bir bayan geldiği zaman susar, sohbete bile katılmazdı. Ama bir gün….

Bir gün onu gördü, çok garipti, sanki bir anda ortalık aydınlanmış, bir anda güneş doğmuş, bir anda bahar gelmiş gibiydi. Anlamsızca gülümsemeye başladı herşeye herkese. Evet çok güzel kız görmüştü ama o güzel değildi. Bambaşka bir şey vardı onda. Çok duruydu, sanki masumiyetin simgesi gibiydi. Sözlerle anlatılamaz bir şeyler vardı onda. Onu anlatmak, kör birisine kırmızı rengi anlatmak kadar zordu. Ancak görmesi, yaşaması lazımdı insanın. Görmesi, ama onun gözlerinden görmesi.

Her fırsatta onu görmek istiyor, her fırsatta gözlerine bakıyordu. Nefesini tutuyor, o yanından geçerken derin bir nefes alıyordu kokusunu duymak için. O geçip gittiği zaman arkasından bakıyordu, belki bir sebeple arkasını döner de ona baktığını görür, belki bu yüzden ona olan aşkını anlar diye.

İnsan on dakika gördüğü birisiyle bir ömür paylaşmak ister mi? İnsan tanımadığı birisine hayatını adamak ister mi? İstiyordu işte, sonu kötü bile olsa, acı çekecek bile olsa, her şey berbat gidecek bile olsa sadece onun elini bir kere tutup, onu bir kere koklayıp, yüzünü sevmeye değerdi.

Nasılda pürüzsüz bir teni vardı, boynu ne kadar da güzeldi, o gözler nasıl da boğuyordu insanı güzelliğiyle.

Ona anlatamazdı aşkını, zaten kim inanırdı ki buna? Basit bir kız tavlama taktiği gibiydi, sana ilk görüşte aşık oldum. Hah ne kadar saçma, ama elini alıp kalbine götürse, saniyede 80 atması gereken kalbinin o yanındayken 180 attığını görse o zaman inanır mıydı acaba? Hadi inandı, bu kadar tapılası bir güzellik, doğanın böylesi bir mucizesi onu sever miydi?

Hep onu düşündü, hissettirmeden onun hakkında bilgi aldı, tek yol bu gibiydi zaten. Onun sevdiği birisi gibi olmaya çalışmak onursuzluk değil miydi? Nasılsan seni öyle sevmesi esas olan değil miydi? Ama hayır onunla bir gün geçirmek, bir saat bile olsa onun sevgilisi olmak, gözlerine bakıp, elini tutup seni çok seviyorum demek bir ömre bedeldi.

Normal şartlarda ona olan aşkını itiraf edemeyeceğini çok iyi biliyordu. Bu sebeple her şeyi planlayıp onu yalnız bir anında yakalamak istedi, cebinde votka şişesi vardı, zaman yaklaştıkça votkayı hızlıca içmeye başladı, ama sarhoş olmamak için de çok fazla içmeyip kendini frenledi. Nasılsa ondan olumsuz da olsa bir yanıt alınca kendisini kaybedene dek içecekti.

Sıradan bir gün gibi yanına gitti, bir akşam üstüydü, her akşam üstü gibi Ankara’da şehir gri idi. Biraz yürüyüp havadan sudan konuşurken birden durdu, bir saniye bile düşünmedi, çünkü bir an bile düşünse bundan vazgeçebilirdi. Gözlerine baktı ve kendisini boşluğa bırakır gibi “Ben sana aşığım, seni hayattaki her şeyden çok seviyorum” dedi.

Kız gülümsedi, önce başını öne eğdi, sonra ağır ağır kaldırdı ve “Ben de sana aşığım, hem de ilk günden beri” dedi. O an kulakları çınlamaya başladı, sanki çok güçlü bir sinyal duyar gibi, kesik kesik kulakları çınlıyordu. Dıt dıt dıt dıt…..

Saat sabah 8.30 olmuştu, çalan saatin alarmıydı, uyandı ve gördüğünün bir rüya olduğunu anladı.

Rüya da olsa, ondan bunları duymak güzeldi. Çünkü o çok güzeldi, en az hayat kadar güzel. Zaten o “hayat” değil miydi?
Ulaş Fırat
14.11.2008 Saat 19:58 Tunalı

sen olmak nasıl bir duygu

Sen olmak nasıl bir duygu?

Seni sevmek çok güzel bir şey, bunu biliyorum. Seni görmek de öyle.  Güzel gözlerine bakmak, onlarda anlam bulmak güzel. Kirpiklerini izlemek güzel, ellerine bakmak, hepsi çok güzel, sesini duymak, kokunu hissetmek muhteşem.

Peki yer yüzündeki en muhteşem kadın olmak nasıl bir duygu? Aynaya baktığında kendinin farkında olmak. Bu kadar sevilmek nasıl bir duygu peki? Ya da biliyor musun bu kadar çok sevildiğini. Sabahları giyinirken vücuduna bakıyor musun benim baktığım gibi? Biliyor musun ki senden bir tane daha yok bu dünyada. Sen gülümsediğin, güldüğün zaman, hatta yüzünü astığın zaman, göz kırptığın zaman,  dünya duruyor birkaç saniyeliğine. Bunu görebiliyor musun?

Hangi çiçek bu kadar güzel kokabilir ki? Hangi güneş senin bakışların kadar aydınlatabilir dünyayı ve benim kalbimi? Hangi bakış  ısıtır ki bu kadar. Yoksa sen küresel ısınmanın sebebi misin?

Ama hayır, bir mücevhere sorulmaz bunlar, çünkü mücevher bunun karkında değildir. Elmas kendisinin elmas olduğunu bilemez. Ancak o elmasa sahip olan kişi bilebilir o elmasın değerini. Ve umarım bilir bu değeri.

Bazen başım dönüyor, ama tansiyondan falan değil. Senin güzelliğinden ve senin sevginden. Bir kusur aramaya çalışıyorum ama hayır. Hiçbir noktanda hiçbir zerreciğinde bir kusur bulamıyorum. Hiçbir davranışında… Kredin sonsuz, sana her şey serbest. Sevgimin sonsuz olduğu gibi.
Güzel kadınsın vesselam. Güzelsin, kadınsın ve selam..

sevmeye dermanım yok

Dün akşam saygıdeğer bir arkadaşımla yemekteydik (bu arada sardunya cafe küçük sevimli çiçekler içinde elit bir yer tunalıda tavsiye edebilirim). Gecenin ilerleyen saatlerine dek sohbet ettik. Önce konu iş olsa da yavaş yavaş aşka kaydı tabii ki. Zaten uzun süredir bildiğimiz aşk hayatlarımızı bu sefer detayına inerek konuşma fırsatı bulduk.

Haluk Levent’in bir şarkısı var. Sevmeye dermanım yok adında. İşte bu durum tam da beni anlatıyor. Yaşadıklarımız bir çok açıdan onunla benzeşiyordu. Peki neden sevmeye dermanı olmaz bir insanın? Sevgi güzel bir şeydi hani? Güzel bir şeye de dermanı olmaz mı? Evet olmayabiliyor. Çünkü kötü biten hikayeler ya da başlamadan biten sevgiler çok yorucu olabiliyor. Bir yenisine dermanı kalmıyor insanın. Çünkü umut kayboluyor, çünkü her seferinde, evet bu sefer çok iyi çok güzel derken aynı sonla bitmesi insanı aristo mantığı ile düşünmeye sevkediyor.

Her ne kadar sedef ya da annem bunları birkaç kere yaşadın diye hep böyle mi olacak sanki dese de. Bak gör karşına birisi çıkacak ve bu sefer mutluluğu bulacaksın dese de. İnsan artık aramamaya başlıyor ve umudu yitirmeye başlıyor. Daha da kötüsü artık istememeye başlıyor. İşte bu durumda sevmeye dermanım yok şarkısı devreye giriyor.

Sevmeye dermanım(ız) yok. Belki bundan sonra yalnız, belki de sevgiye değil de saygıya ya da mantığa dayanan “öylesine” ve heyecansız bir ilişki bir gün bizi bulacak. Belki de her ne kadar hiç umut olmasa da tekrar seveceğiz. Belki de sevdiğimiz kişi ile mutlu olacağız bir gün bizim olacak.

Hayaller güzel, ama hayat daha gerçekçi. Zaten bu sebeple aşk yazılarıma genelde hayal adını veriyordum.

Sevmeye dermanım yok….

Sanırım yarın bu parçanın cover versiyonunu kendi sesimden siteye ekleyeceğim. Ve gördüm ki mutsuz taklidi yapmak mutlu taklidi yapmaktan çok daha kolaymış.

Öptüm al yanaklarından sendrom okuru. Çok yakında hırsızlık, savunma vb üzerine yazılara da başlayacağım.

farkında mısın?

Yine mi aşk?

E ne yapayım? Aşk bağımlısıyım ben, kimi sigara, kimi alkol kimi zararlı madde bağımlısı olur, ben ise AŞK.

Eriyorum ben aşkından, seviyorum seni. Seni sen olduğun için ilk baktığım andan beri seviyorum. E aşk bu matematiği yok ki, tanımadan da sevdim, tanıdıkça daha da çok sevdim. Sana baktığım zaman aklımdan geçenleri okudun mu? Sanmıyorum, okusan her şey daha başka olurdu, peki daha başka olacak mı? Bunu bilemem işte. Ama okumaya çalışır mısın anlar mısın aklımdan geçenleri ben gözlerine baktıkça. Ama fazla bakamam gözlerine, başımı öne eğer ellerine çeviririm, zaten onları da seviyorum ki.

Çok güzel bir ifadesi var yüzünün hem gözlerin parlıyor hem de hüzünlü. Bu parıltıya mı yoksa hüzne mi aşık oldum yoksa hepsine mi? Ama seni tarif etmeye inan kelimelerim yetmiyor, biliyorum bu söz çok klasik ama tarif edemiyorum ki seni. Sıfatlar yetersiz kalıyor, yeni sıfatlar türetmek gerekiyor. Ama senin adın zaten en büyük sıfat bana göre. Seni tanımlayabilecek tek söz senin adın, seni tanımlayacak tek duygu ise sana olan aşkımdır.

Senden bir ufak isteğim var, bunu okursan eğer, bir dahaki gözlerine baktığım zaman. Aklımdan geçenleri okuyup, bana “FARKINDAYIM’ der misin. Hoş asla farkında olamazsın bunun ama. Bu kadar büyük güzelliği, daha doğrusu duygularımın güzelliğinin bu kadar büyük olduğunu fark edemezsin ama en azından bana bunu söyle. Bu sözü bekleyeceğim. Tek bir sözcük. Bana sadece “farkındayım” de. Ya da bana “farkındayım” yaz.

Bu aşk değilse, aşk nedir ki? (petrark)

Bu yazıyı yazdıktan sonra çok sevdiğim bir arkadaşımdan bir mesaj geldi ki bence farkındalığı inanılmaz biçimde tanımlıyor. direk aktarıyorum

“farkındalık… birinin farkında olmak nedir bilir misin?onu anlamaktan çok onunla yaşamanın farkını bilmek.”

Farkında olmanın bu kadar güzel bir başka tanımı olamaz. Teşekkürler

klişe laflar varoş sözler

Reklamlarda, televizyonda şurda burda hep karşılaşıyoruz bu moronca şeylerle (moronca şeyler?) Önce bunlardan bahsedelim sonra moron kadınlardan.

Son birkaç senedir aldı başını gidiyor, insani değerleri hiçe sayan reklamlar, e tabii bence bilinçli bir girişim bu. Örnek verelim o zaman?

Arabasına sandviçten ketçap döken arkadaşını arabadan atıyor, ulan moron oğlu moron, biz arkadaşımızla canımızı, aşımızı, yarın yanağından gayrı her şeyi paylaşırız. Bizim adetimiz budur, örfümüz budur, kitabımızda bu yazar. Bu araba reklamları bayağı moda olduydu ha. Araba aşk sanki, adam canını hiçe sayıp arabasını kurtarıyor, arabasını çok seviyormuş da, eşini araba için ihmal ediyor. Mesaj açık: Bizim ürettiğimiz otomobil öyle harikadır ki, aşkınız olur. Hadi ordan moron, araba dediğin bir araçtır, ulaşım için bir araç, bu minvalde benim için bilgisayardan, elektro gitardan, hatta kerpetenden farkı yoktur. Hepsi bir işi yapan araç neticede. Eşim, canım arkadaşım arabadan daha değerlidir.

Bir başka örnek, meti tutku reklamları, bisküvinizi paylaşmaya gelen kişinin kafasına sert bir cisimle vurun. E yuh, pis herifler, biz bisküvimizi de ekmeğimizi de paylaşırız. Bu ne şerefsizce bir reklam anlayışıdır. Ya da sevgilisi trene binen adam, onun yasını tutarken bilmem ne marka çikolata yerken onu unutuyor. Hadi ordan, bunu yapan hayvandır, hepimiz biliriz ki, hiç kimse sevdiceğini bir çikolataya değişmez. Yakında bunlar abartır ha, bir paket bilmemne soslu bademli çikolata için karısını satan adam da yaparlar, ama RTÜK izin vermez. Bir de tatlı reklamları var. Tatlısı bitince oğlunun kızının tatlısına uzanıyor. Yahu hangi baba yapar bunu? Tam tersi ben yemeyim evladım sen ye demez mi? Güzel analarımız büyük tabağı bize küçük tabağı kendilerine almazlar mı? Can babalarımız bizim tabağımızdaki bitince kendi tabaklarından eklemezler mi? Kıçı kırık bir sütlü tatlıyı hangi ana baba evladının elinden almak ister?

Kardeşim, iyi dinleyin, biz Türk milleti, hatta insan olan herkes, mal için, hele araba için, çikolata, bisküvi için arkadaşından şundan bundan vazgeçmez. Bırakın artık bu kapitalizmin de ötesine geçmiş reklamları.

Haa bu terbiyesizler, Ramazan’da da insani değerleri öne çıkaran reklam yaparlar, o zaman paylaşır bisküvisini. O zaman paylaşır kolasını, tatlısını. Nedir bu sömürü ya.

Hadi sıra geldi moron kadınlara (ve erkeklere).

Yeni trend. Ben şımarığım, ben cadıyım, ben kokoşum ayoll.

Bak güzel kardeşim, ne güzel insani değerlerimiz var. Örflerimiz var, saygımız var. Şımarık olmak pozitif değil negatif birşeydir. Yüceltmeyin bu kötü şeyleri, özünüze dönün. Ailemizden büyüklerimizden bunu mu gördük biz? Hadi anneciğine, babacığına da söyle, ayy ben şımarık bir cadıyım de, kokoşum de. Onlara da söyleyebildin mi? O zaman Rabbinin karşısında olduğunu düşün, O’na diyebilecek misin, Rabbim ben şımarık bir cadıyım diye? Onlara diyemiyorsan hiç kimseye deme.

Ya erkekler, kanka karımı/sevgilimi aldatıyorum 10 kızla yattım. Hooop hemen durumu değiştirelim, senin anneciğin babanı aldatsa 10 kişiyle? Hoşuna gider mi? Hemen o başka bu başka o annem dersin dimi? Peki aldattığın kız bir ana evladı değil mi?

Sabaha kadar ot alemi yaptık, süper malmış, uçtuk baba yaaa. Tamam o zaman bir dahaki ot partine kız kardeşin de gelsin, annen de gelsin beraber uçun olur mu? O zaman olmaz dimi, hay şerefsiz moron seni.

Sinirlendim yine, beline beline vurasım geliyor bunların. Ama hayır sinirlenmek yok.

Biz de yaptık yanlışlar ama döndük yanlışımızdan, siz de dönün.

Unutmayın, annenizin, babanızın, O’nun karşısında yapamayacağınız hiçbir şeyi yapmayın.

Öptüm gün yanaklarınızdan sevgili sendrom okuru.

moron reklamlar, kadınlar ve erkekler

Reklamlarda, televizyonda şurda burda hep karşılaşıyoruz bu moronca şeylerle (moronca şeyler?) Önce bunlardan bahsedelim sonra moron kadınlardan.

Son birkaç senedir aldı başını gidiyor, insani değerleri hiçe sayan reklamlar, e tabii bence bilinçli bir girişim bu. Örnek verelim o zaman?

Arabasına sandviçten ketçap döken arkadaşını arabadan atıyor, ulan moron oğlu moron, biz arkadaşımızla canımızı, aşımızı, yarın yanağından gayrı her şeyi paylaşırız. Bizim adetimiz budur, örfümüz budur, kitabımızda bu yazar. Bu araba reklamları bayağı moda olduydu ha. Araba aşk sanki, adam canını hiçe sayıp arabasını kurtarıyor, arabasını çok seviyormuş da, eşini araba için ihmal ediyor. Mesaj açık: Bizim ürettiğimiz otomobil öyle harikadır ki, aşkınız olur. Hadi ordan moron, araba dediğin bir araçtır, ulaşım için bir araç, bu minvalde benim için bilgisayardan, elektro gitardan, hatta kerpetenden farkı yoktur. Hepsi bir işi yapan araç neticede. Eşim, canım arkadaşım arabadan daha değerlidir.

Bir başka örnek, meti tutku reklamları, bisküvinizi paylaşmaya gelen kişinin kafasına sert bir cisimle vurun. E yuh, pis herifler, biz bisküvimizi de ekmeğimizi de paylaşırız. Bu ne şerefsizce bir reklam anlayışıdır. Ya da sevgilisi trene binen adam, onun yasını tutarken bilmem ne marka çikolata yerken onu unutuyor. Hadi ordan, bunu yapan hayvandır, hepimiz biliriz ki, hiç kimse sevdiceğini bir çikolataya değişmez. Yakında bunlar abartır ha, bir paket bilmemne soslu bademli çikolata için karısını satan adam da yaparlar, ama RTÜK izin vermez. Bir de tatlı reklamları var. Tatlısı bitince oğlunun kızının tatlısına uzanıyor. Yahu hangi baba yapar bunu? Tam tersi ben yemeyim evladım sen ye demez mi? Güzel analarımız büyük tabağı bize küçük tabağı kendilerine almazlar mı? Can babalarımız bizim tabağımızdaki bitince kendi tabaklarından eklemezler mi? Kıçı kırık bir sütlü tatlıyı hangi ana baba evladının elinden almak ister?

Kardeşim, iyi dinleyin, biz Türk milleti, hatta insan olan herkes, mal için, hele araba için, çikolata, bisküvi için arkadaşından şundan bundan vazgeçmez. Bırakın artık bu kapitalizmin de ötesine geçmiş reklamları.

Haa bu terbiyesizler, Ramazan’da da insani değerleri öne çıkaran reklam yaparlar, o zaman paylaşır bisküvisini. O zaman paylaşır kolasını, tatlısını. Nedir bu sömürü ya.

Hadi sıra geldi moron kadınlara (ve erkeklere).

Yeni trend. Ben şımarığım, ben cadıyım, ben kokoşum ayoll.

Bak güzel kardeşim, ne güzel insani değerlerimiz var. Örflerimiz var, saygımız var. Şımarık olmak pozitif değil negatif birşeydir. Yüceltmeyin bu kötü şeyleri, özünüze dönün. Ailemizden büyüklerimizden bunu mu gördük biz? Hadi anneciğine, babacığına da söyle, ayy ben şımarık bir cadıyım de, kokoşum de. Onlara da söyleyebildin mi? O zaman Rabbinin karşısında olduğunu düşün, O’na diyebilecek misin, Rabbim ben şımarık bir cadıyım diye? Onlara diyemiyorsan hiç kimseye deme.

Ya erkekler, kanka karımı/sevgilimi aldatıyorum 10 kızla yattım. Hooop hemen durumu değiştirelim, senin anneciğin babanı aldatsa 10 kişiyle? Hoşuna gider mi? Hemen o başka bu başka o annem dersin dimi? Peki aldattığın kız bir ana evladı değil mi?

Sabaha kadar ot alemi yaptık, süper malmış, uçtuk baba yaaa. Tamam o zaman bir dahaki ot partine kız kardeşin de gelsin, annen de gelsin beraber uçun olur mu? O zaman olmaz dimi, hay şerefsiz moron seni.

Sinirlendim yine, beline beline vurasım geliyor bunların. Ama hayır sinirlenmek yok.

Biz de yaptık yanlışlar ama döndük yanlışımızdan, siz de dönün.

Unutmayın, annenizin, babanızın, O’nun karşısında yapamayacağınız hiçbir şeyi yapmayın.

Öptüm gün yanaklarınızdan sevgili sendrom okuru.

hani olur ya bazen

Hani olur ya bazen

Hepimizin başına gelmiştir, ben de biraz yazayım dedim, durmayın siz de ekleme yapın : )

• Yolda yürürken arkadan bir kız görürsün, çok merak edersin, hızlanıp önüne geçersin, ama yüzünü görünce hayal kırıklığı olur

• Tuvaletteyken telefon çalar, nasılsa yetişemem der işine devam edersin, ama uzun uzun çalar bu sefer dur koşayım dersin işini bitirir hızlıca çıkarsın ama bu sefer de telefon susar.

• Tam sevdiğin birisinden ya da iş için falan mesaj beklerken telefonuna mesaj gelir heyecanla bakarsın ki 2149 dan Türkcell son dönem faturanı hatırlatır

• Askıda pantolonunu cebinden anahtar alacaksındır ama asla ilk baktığın cepte olmaz (Samet)

• Aman nasılsa 2 dakikalık markete gidicem diye saç baş darma dağın ve eşofmanla evden çıkarsın, yolda ya hoşlandığın hatunu ya da taş gibi bir kız görürsün.

• Fotoşopta falan iş yaparken ve henüz kaydetmemişken, ya da sevgili platoniğini 2 hafta sonra ilk defa msn de yakalamışken ilk merhabanın ardından elektrikler kesilir bir saat gelmez. Elektrik geldiğinde ya kız msn de yoktur, ya da kaydetmediğin dosyadan dolayı 1 saatlim emek boşa gider.

• Gazete dergi yoktur, tuvalette deterjanların içeriğini okursun, yüzde 1 anyonik madde yüzde 0.1 naniyonik madde ne demek anlamazsın ama yine de okursun.

• Evine misafir gelir, ya da karşı cinsten birisi, mecburen tuvalete girersin, çılop, çulop bodoff, şürülülülüp sesleri duyulmasın diye sifonu açar ya da öksürürsün, ama mutlaka duylur.

• Barda falan bir kızın sigarasını yakacakken çakmak bir türlü yanmaz uğraşırsın didinirsin sonra başkası çakmak uzatır kepaze olursun.

• Bir hafta boyunca aramayan arkadaşların ya da kızlar, tam o gece önemli bir iş yemeğine gidecekken arayıp program yapalım derler.

• Tam dışarı çıkacakken jölenin bittiğini görürsün, saçlar da jölesiz şekle girecek gibi değildir, limon sürersin saçına, kendini salata gibi hissedersin.

• Bütün gün dışarıda gezerken tam birisiyle buluşacağın sırada cep telefonunu şarjı biter, onun telefonu da ezberinde olmadığı için kontürlü telefondan arayamazsın.
• Tek başıma 2 tek atar çıkarım diye yanına az para almışken barda tanıdığın ya da tanımadığın iki hatun masana gelir, 30 liraya kaç bira eder lan, off menüde de fiyat yazmamışlar diye paranoya yaparsın.
• Garsona elini kaldırmışken görmez, sen de elinle saçını düzeltir gibi yaparsın.

• Gece barda 10 kıza mesaj atarsın ilk yanıt en çirkin ya da en şişman olanından gelir.

• Sevdiğin diziler mutlaka en heyecanlı yerinde biter.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, eklenti yapılacaktır : )

erkekler

Hep kadınlar hakkında yazıyormuşum, doğru ağırlıklı olarak bu konuda yazıyorum. Kendini farklı göstermeye çalışanların ipliğini pazara çıkarıyorum.

Erkekleri ise benden iyi tanıyan çıkamaz, ne yazılabilinir ki? Tanıdığım erkeklerin büyük çoğunluğu aldatıyor, tanıdığım kız arkadaşlarımın sevgilileri de aldatıyor onları. Söylemiyorum, açık etmiyorum, suyuna gidiyorum, dost acı söyler ama üstüme vazife değil diye bir şey demiyorum.

Bir arkadaşımla konuştuk bir ara konuşma şöyleydi

-Hadi bana gel takılalım biraz
-Abi kız arkadaşım bende kalıcak bugün
-Ee olsun beraber gelin, ya da atla gel yine anlayışlıdır o
-İyi de abi ben zaten 3 gündür sendeyim :)

Yani kız 3 gündür bende biliyormuş, beyimiz de alemlerde. Hiiç benim sevgilim bunu yapmaz demeyin, imkan verin bakayım 3 günde nasıl ikna ediyorum yapar mı yapmaz mı.

Ha yapmayan yok mu? Var evet az da olsa var, hakikaten var. Ama onlar da p.ç gibi bırakılınca pişman oluyor ulan keşke yapsaydım diyorlar. Ya da mutlu bir hayat sürüyorlar. Bunlara değil sözüm.

Eski bir arkadaşım vardı bu konularda doktora yapmış biriydi. Bir kadını kafasına koydumu mutlaka elde ederdi, ama mutlaka. Ve en az 3 kişiyle olurdu.

Az mı kız arkadaşına toplantımız var diyip, diğer kızı çağırdı? Kız arkadaşının yanında başka kız aradığı zaman açmayıp telefon sana dedi. Ben açıp yalanlar kıvırdım..

Bir akşam arkadaşlarımızla bir yerlere gidecektik 2 kız 2 erkek. Rezervasyon yapılan yer inanılmaz gürültülüydü, ben de söylendim, yahu orda ne konuştuğumuz anlaşılmaz bile. Şunu dedi: sığsın işte sığsın ancak bu kadar düşünebiliyorsun, bir kere gürültülü ortamda daha çabuk sarhoş olurlar, ayrıca konuşabilmek için mecburen çok yakınlaşmak gerekir, o zaman her şey kolaylaşır . Aha işte plana bakın ne kadar da ince değil mi? Kolaylaştı mı peki? Evet!!

Dedim ya bu işin doktorasını yapmıştı adam. Gidilecek mekan, ışıklandırma, içilecek içkiler, çalınan müzik hepsi hesaplanır önceden.

Bunlar yapılmıyorsa ya o kişi sizi gerçekten seviyordur, taktik uygulamayacak kadar çok seviyordur, ya da işi bilmiyordur. Bu da çok pis bir şey ha, Erkek gerçekten severse taktik uygulamaz, akışına bırakır, duygularını anlatır. Ama taktikler sonuç verir çoğu zaman.

Ben kızlar tarafından güvenilen kişi olduğum için bu konularda çok kullanılırdım. Ulaşla beraberim diyince şüphelenmezlerdi pek. Peki beni ararsa ne olacak? Taktik şudur: A evet bendeydi şimdi ayrıldı yanımdan. Sonra hemen erkek aranır, abi seninki aradı şimdi ayrıldık dedim. O da hoop hemen uzar gider. Hatta telefon açar canım şimdi çıktım ulaşın yanından, geliyorum bir şey ister misin? hadi hadii bir dondurmaya hayır demezsin biliyorum, yarım saate sendeyim

Ohooo daha neler neler, ne gördük biz bu alemlerde. Ayrıca şu çok olur, abi ben takıldım süper hatun, ama başımdan atamıyorum bir sen girer misin devreye. Adamımız devreye girer, ya başından atmasına yardımcı olur, ya da asılır eder, iltifatlar falan, kız da açık etmez genelde (o tip hatunlar önceki yazıdaki gibi yedekte tutar ya) esas adam da ya rahatlar terkedilir, ya da sırf seni denemek için bunu yapmıştım ama gerçek yüzünü gördüm bir daha arama beni der, sonra kankasıyla çak kanka hallettim sayende der, yoluna bakar.

Ama gerçekten seven yapmaz bunları, sadık olur çok sever, ama kadınlar sadakati, çok sevilmeyi pek yeğlemezler. Şu paragraf bundan 3-4 hafta önce çok iyi tanıdığım ve sevdiğim, güvendiğim bir kız arkadaşımdan geldi bana. Kelimesine dokunmadan yazıyorum.

kadınları anlamak çok zordur. bazen biz bile kendimizi anlamakta zorlanırız. ama hiçbir kadın aşırı ilgiyi sevmez. asla bir kadına koşulsuz onu sevdiğini onun için bir çok şeyi göze aldığını söylemeyeceksin. her an elinden seni kaçırabileceğini bilmeli.

Yani seveceğim, ama belli etmeyeceğim, her an elinden kaçıracağını bilmeli. Ama biz erkeklerde de şu vardır: Oyunu kuralına göre oynamayı sevmeyiz, gerçekten seviyorsak belli ederiz, her an elinden kaçıracağını bilmeliyse kız, maalesef kaçırır zaten elinden.

Sonra ne olur? Yukarıdaki tanımlara uyan biriyle olup en nihayetinde aldatıldığını öğrenir pişman olur. Pişman olur da ne olur? Yine aynı şeyleri yapar.

Hop yine konu kadınlara kaydı, o zaman uzatmayıp burda bitirelim.

Ama yine direneceğim, pis inatçıyımdır, oyunu kurallarına göre oynamam çünkü sevgi oyun değil bana göre.

The End

Her şey çok farklı olabilirdi

Saat sabahın beşi idi. Bir anlık kararla giyindim ve dışarı çıktım, aslında sigaram kalmıştı ama bu bir bahaneydi. Tunalı değil Esat tarafına gitmeyi yeğledim. Yokuşu çıkarken bir köpek sesi vardı, şiddetle uluyor, havlıyordu bana tehditkâr bakışlar attı hırlayarak. Korkmadım köpekten, ne de bu saatte karşıma çıkabilecek şeylerden. Zaten ya tinerci, ya sarhoş ya da travesti olurdu. Hepsiyle de iyi geçinirdim, zaten yanıma fazla para almamıştım, abi bir bira parası verir misin diyene birasını alır, direk para isteyen olursa da para verip sigara isteyebilirdim. Rica edildiği taktirde evet, emredildiği taktirde cebimdeki soğuk çeliğe davranmaktan hiç çekinmezdim.

Hava çok soğuktu ve kar yağıyordu, üzerimde ince bir tişört ve yeni aldığım kadife mont vardı, ama üşümüyordum, zaten ben üşümezdim. Esat’a varınca gözlerim bir ışık aradı ve buldum, gidip bir sigara almak için dükkâna girdim, benden önce taksiciler içki alıyordu. Fena fikir değildi, bir paket sigara yanında ufak bir red label aldım. Bir de çikolatalı kek. Kek sevmem ama gelirken gördüğüm köpek halen oradaysa ona almıştım. Belki biraz dertleşebilirdik, o bana neden bu saatte uluduğunu, ben de ona eski köpeğimi anlatabilirdim.

Depresyondan çıkalı bir seneye yakın olmuştu, öyle ki hem doktoruma hem de arkadaşıma “ya ben ne zaman mutsuz olacağım” diye sormuştum. Sanırım artık en büyük üzüntüler üç saatti, gerisi tercihti. Ve tercih etmeye hiç de niyetim yoktu.

Geri dönerken pardösülü bir adamla karşılaştım bir apartman önünde, elinde cep telefonu ile konuşuyordu, muhtemelen orada bir travesti ya da fahişe ile anlaşıyordu, kural böyledir, sana bir adres verirler oraya gidersin, camdan bakar ve onaylarsa apartman ve numarayı söyler. Her âlemin kuralını ve jargonunu bilirdim. Ancak adam birilerine tarif yapıyordu, yolda mı kalmıştı acaba? Gülümsedik birbirimize, onunla sohbet etmeyi düşündüm ama vazgeçtim, köpeğim beni bekliyor olabilirdi.

Giderken öksürüyordum, bu ortamın ambiyansını bozuyordu öksürmem, ellerim cepte, saçlarım yanlar kazınmış ve kulağımda sallanan bir küpe ile daha yakışıyordum geceye.

Dönerken geçmişi düşündüm, eski dostları, sevgileri, kırdıklarımı kırıldıklarımı…

Sonra aynı yere geldim köpek orada yoktu, üzgündüm. Birkaç ıslık ve mucuk sesi ile köpeği çağırmaya çalıştım ses yoktu.

Sonra evimin önüne geldim, ama eve girmek istemedim, yolu değiştirerek köpeği aramaya başladım, buldum da, ilk ıslığımda ve gel canım komutumda bana baktı, elimdeki kek paketini açtım ona vermek için. Bir parçasını kopardım, ona doğru ilerledim ama korktu benden, uzaklaşmaya başladı, en tatlı sesimle ıslık çalıp mucuk diyerek çağırdım, ama kaçtı.

Sanırım köpekler de insanlar gibiydi, sevgiyle gittiğin zaman geçmiş yaşantılarından dolayı sahip oldukları korkuya teslim oluyorlar ve kaçıyorlardı.

Elimde yarısı bölünmüş bir parça kekle eve girdim, keki komodine koydum, yemezdim, o onun hakkıydı, zaten kek sevmezdim.

Belki dedim yarın gündüz onu bulabilirsem, gündüz vakti benden korkmaz ve karnını doyurabilirim. Ama bu söylediğime ben de inanmadım. O köpek kaçacaktı yine, tıpkı sevgimi sunduğum insanların kaçışı gibi.

Ve tüm yaşanmışları düşünerek şunu söyledim kendime, defalarca “Her şey çok farklı olabilirdi”

Evet, : HER ŞEY ÇOK FARKLI OLABİLİRDİ

Ulaş FIRAT
Saat 06.10 Ankara, Tunalı

Eskiden

Benim babam “bizim zamanımızda…” ya da “ben sizin yaşınızdayken…” diye başlayan cümleler sarf etmeyi hiç sevmezdi. Dedem sık sık böyle örnekler vererek babama herşeyin nasıl değiştiğini ve babamın ne denli şanslı olduğunu anlatır dururmuş. Babam da çocukluğu ve gençliği boyunca bu tip cümleler duymaktan bıkmış olacak ki bize hiçbir zaman böyle karşılaştırmalı örnekler sunmadı. Geçmişi anlatmak ve sürekli bu cümleleri kullanmak huyu bir nesil atlayarak gidiyor demek ki. Zira ben çok severim böyle konuşmaları.

Daha 30’lu yaşlarla yeni tanışmış biri için garip belki geçmişi böylesine anmak. Benden sadece 7-8 yaş küçüklere bile, “ohoo siz bilmezsiniz bir zamanlar..” diye başlayan cümlelerle bir şeyler anlatmaya bayılırım ben. Ve anlattıkça görürüm ki bir zamanlar “kuşak farkı var” demek için 20 yıl gibi bir süre gerekirken şimdi 8 yıl bile yetiyor. 22 yaşında biriyle 30 yaşında biri arasında resmen kuşak farkı var.

Yazı: Selen kızılgül

Bugün okuduğum bir haber beni gene “ah aaah eskiden böyle miydi” diye düşündürdü. Eskiden erdemli olmak çok önemliydi, kişiler erdemleriyle paye alırlardı ve biz çocuk bile olsak bunun farkındaydık. Örneğin hırsızlık o kadar büyük utanç kaynağıydı ki biri hırsızlık yaptı mı ömür boyu lekelenir, ne yaparsa yapsın hırsız damgasından kurtulamazdı. Kimse suratına bakmazdı hırsızların. Arkadaşının kalemini çalmak gibi masum hırsızlıklar bile damgalanmaya yeterdi çoğu zaman. “Konuşmayın onunla hırsız o” denirdi arkasından. Anne babalarımız bu çocuklarla görüşmemizi istemez, hırsızlığa dair her suç en ağır şekilde cezalandırılırdı. Örneğin ufak bir şey çalmış bir çocuk “ders olsun diye” öldüresiye dayak yerdi babasından. Hatta kemerle ağaca bağlanmış ve aç susuz bırakılmış örnekler bile vardı. Böyle durumlarda baba genelde takdir edilir, çocuğa iyi bir ders verdiği söylenirdi. ( O çocuk ders alıp tövbe mi eder yoksa büyüyünce psikopat mı olur o ayrı mevzuudur)
Anneannem, aile büyüklerim nasihat verirlerdi bize “Kızım ne olursan ol, hırsız olma. Orospu olmak bile daha iyidir, çünkü orospunun zararı kendine; hırsızın zararı başkasınadır. Kimse hırsızı evine sokmak istemez.”

Oysa günümüzde öyle mi? Değerler alt üst oldu. Erdem diye bir şeyin kıymeti kaldı mı acaba? Hırsızlık, yalancılık, dolandırıcılık önce ticaret hayatının içine girdi. Gittikçe kanıksandı, hatta iş hayatında olmazsa olmaz haline geldi. Kanıksadıkça değerini yitirdi. Her yer hırsızla kapkaççıyla, dolandırıcıyla doldu. Eskiden “hırsız” denilince yerin dibine geçen delikanlılar, genç kızlar, şimdi karakol kapılarında gazetecilere “yine yapçam işteeeeeee” diye çemkirmeye başladılar. Herkes herkesi soymaya başladı a dostlar. Üstelik kurumsal bazda yapılır oldu hırsızlık, soygun. Hem de “en başarılı dolandırıcılara” “en iyi girişimci” ödülleri dağıtılarak…

Biribirimize sürekli “forward” ettiğimiz sevgi, arkadaşlık cart curt mesajları dolu e-mail’ler düzeltemiyor ne yazık ki durumu. Hepimiz etkileniyoruz değerler erozyonundan. Önce hırsızlığı kabul ettik, kanıksadık. Yıprandı ve yıpranmaya devam ediyor erdemi oluşturan değerler. Vefa, dürüstlük, ilkeli olmak vb. çoğunlukça statükocu, enayi, sıkıcı olmak anlamına gelir oldu. Neyse hızımı alamaz dedem kıvamında daha uzun uzun yazarım ben. Ama anlatmak istediğimi anlattım sanırım.

Eskiden başlıklı yazılarım devam edecek. TV programları ve dizilerden mahalledeki oyunlara, kılık kıyafetten ilk gençlik heyecanlarına; hatırlayalım neyi nasıl yaşamışız “eskiden”…

Şişirilen balon kadınlar

Geçtiğimiz günlerde Sokak Köpekleri grubundan Cem ile beraber bir programa gittik. Art arda iki grup çıkacak ve biz de dinleyip eğlenecektik plan buydu hakikaten de eğlendik ama başka yönde.

İlk grup tamamen kızlardan oluşuyordu yaş ortalaması 23–24 olan 4 kız. Ve aynı barda sürekli program yapıyorlarmış dinleyici kitlesi de iyiydi, kalabalıktı. Ancak hayatımda dinlediğim en kötü gruplardan biriydi diyebilirim. Tanrım o nasıl kötü bir gitarist, ne solo var ne bir şey sürekli hatalar, hele vokalist inanılmaz derecede kötüydü, detone ne demek? Hiç tone olmuyordu ki detone olsun. Keza davul da ritm box kullanılsa daha iyiydi. Ancak havalarından geçilmiyor, neden? Çünkü şişirilmişler. Gitarist çıtı pıtı o havada askılı giymiş birisi, vokalist ise bolca kırıtıyordu, sanki rock söylemiyor da başta tür söylüyor gibi.

Eğlendik mi? Evet hem de çok, kız sesini yükselttikçe kahkahalara boğulduk, ama sanatçıya saygıdandır yine de alkışladık, ha erkek olacak düşününce evet izlemesi hoş ama amaç müzik dinlemek ise bir felaket. Hele kendi bestelerinde “bu soğukta kıçı açık giyinenler için çalıyoruz” diyip parçanın bir bölümünde “ört kıçını orospu” demesi vardı ki, içimden sen yanındaki gitariste bak önce dedim. Ayrıca kimsenin kıyafetine karışmaya ne hakkı var?

Konu bu değil, konu bu insanların bazen bilinçli bazen de bilinçsizce cinselliklerini kullanıp prim yapmaya çalışması ve hatta prim yapması. Burada esas suçlu bence erkekler, yalnızca güzel diye kadınların her türlü hatalarını görmezden gelmek, pohpohlamak ve bunu da, tabiri caiz ise “belki ekmek çıkar” diye yapmak hemen hemen tüm erkeklerin yaptığı bir şey. E zaten bu yüzden değil mi mankenler şarkıcı oluyor, kasetlerini kimse almıyor ama programlarına herkes gidiyor.

Bu internette de böyle, yurdum Abazalarından günde 50 tane mesaj alan kumpirlik patates kıvamında kızlar birden kendilerini prenses zannediyorlar, havalara giriyorlar, ama sadece msn başında. Burada balon gibi şişiren erkekler de, balon gibi şişirilmeyi kedilerine yediren kadınlar da aynı derecede suçlu. Kardeşim tepenize çıkarmayın işte bunları.

Kim ne derse desin bence esas cinsel ayrımcılığı kadınlar yapıyor. Adını anmak istemediğim bir kız arkadaşım ben kesinlikle otobüse binmem demişti, çünkü elini kaldırır kaldırmaz bir araba nasılsa duruyor ve istediği yere otostopla gidiyormuş. Hayır karşı olduğum şey otostop değil, car pooling de otostop da kimi zaman güzel şeyler, ama cinsel kimliğini kullanarak bu tür şeylerden yararlanmak işte ayrımcılık. Okuldayken erkek hocadan not istemeye giderken açık giysi giyen ve fazla makyaj yapan sınıf arkadaşlarım vardı.

Neyse alan razı satan razı bana ne oluyorsa değil mi? Bacağını açıp otostop yapan da, yol boyu biraz bacak izlerim diye onu arabasına da alan memnunsa, açık giyinip teneke gıcırtısı kıvamında gitar çalan ve bir parça et görmek için onu dinleyenler de memnunsa bana ne oluyor? Bu genel sistemi etkiliyor ve kötü yöne götürüyor, ama bu başka bir yazı konusu.

Ayrıca mazeretim var, asabiyim ben, yazarım tabii.

Not: Bizim güldüğümüzü görünce vokalist amma bozulmuştu ha, bozdum, bozarım, bozmaya devam edeceğim. Gıcığım işte.. Kötü adam Ulaş

Sadece cnbce ve discovery izliyorum.

Son yıllarda entel takılan gençlerden sıklıkla duyduğum bir söz bu, mevzubahis kanaldaki diziler, abi şu sezonu izledin mi, ajan bu bölüm süperdi gibi sözlerle kulağımıza çalınıyor.

Peki, nedir bunun aslı?

Sözüm herkese değil ancak burada yatan farklı bir nokta var, ben beyaz türküm demek isteniliyor, Türkçe müzik dinlemem, yabancı dizileri izlerim, tişörtümde tazmanya canavarı vardır, gittiğim mekânların ismi genelde yabancı ve lüks mekânlardır. Bunların çoğu da, 20 milyona bir fincan kahve içip sonra eve gelip aybaşı hesabı yaparlar ha.

Böyle çok tipleme tanıdım çoook, bir tanesi ben klasik müzik dinlerim diye bir diğer genci aşağılıyordu ama playlistinde paso en varoşundan şarkılar vardı. Hayır dinle istediğini o sorun değil de neden farklı görünmek istiyorsun onu anlamıyorum. Kimi yiyorsun?

Bu, ay ben sadece dj bilmemkim dinlerim, cnbc izlerim, evimde digiturk var diyen kızların birçoğunu da diskoda İbrahim Tatlıses çalınca göbek atarken gördüm, ee alkol bünyeye girince özüne dönüyor değil mi insan? Gerçi Metallica çalarken göbek atanı da gördüm ki o ayrı konu, beline beline vurasım geldi.

Beyaz Türk’üm, kahvaltıda kruvasan yerim, sıkma portakal içerim, tenis dersi alırım, Latin dansına gidiyorum, pilates ve tai chai felsefesine takılıyorum bla bla bla… Ee hiç horon dersi almıyor musun? Latin dansıymış, tenis dersiymiş. Hayır, gerçekten isteyenlere değil sözüm ama çoğu dandoldenyus “tenis dersi alıyorum” diyebilmek için ders alıyor aslında meraklısı olduğu için değil. Ayrıca parası olsa golf dersi alacak, o daha havalı ya. Yoksa isteyen istediğini yapsın bana ne? Önemli olan amaç burada ve kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışanlara sinir oluyorum, dövesim gelir, döverim de..

Ha birde bunların tam ters versiyonları var, ben kültürlü aydınım modunda gezinirler. Duruş, etik, jargon falan sıkça kullandığı kelimelerdir. Bunlar da diğerlerini eleştirirler ama aslında tamamen aynı kapıya çıkar, sadece roller farklı. İmgesel, izdüşüm, biçem kelimelerini pek severler. Ekseriyetle sigara dumanı bol, oturduğu zaman insanın kıçına batan mini hasır taburelerden oluşan mekanlara giderler, çıkışta çevrecilere destek için imza atıp vicdani mastürbasyon yaparlar, kapuçino içilmez, ince belli bardakta ya da su bardağında çay içilir.

Bir akrabamın deyimi ile biri bok biri kaka : )

Kısaca şekilcilik işte. Biliyor musunuz? Ankara’da bazı yerlere rahat, salaş kıyafetlerle girişte sorun çıkardıkları gibi bazı mekânlara da kumaş pantolon ceket ile almıyorlar. “Yalnız beyefendi içeride ceketinizi çıkartın” sözünü duymuştum bir kere. Şekilcilik, ayrımcılık ve faşizm bence bu.

Hepsine gülüyorum kısaca, etiketleri çok seviyorlar. Ama başta da belirttiğim gibi etiket için değil, kişisel zevkleri için yapanlara sözüm yok.

Ben de televizyon izlemiyor, gazete okumuyorum, ama elit ya da anarşist takılmak için değil, çünkü sevdiğim dizileri zaten internetten izliyor, haberleri zaten internetten okuyorum.

Neyse konu dağıldı, yazının sonunu manowar ‘ın bir sözüyle bitireyim “whimps and posers leave the hall”

Siz ağlarken o gülüyordu

Bu yazı 18 yaşından küçükler için uygun olmayabilir

Başlıkta rahmetli karikatürist Metin Demirhan’ın bir sözünden etkilendim, gerçi o daha argo biçimde belirtiyordu, buna aşağında değineceğim.

Peki, nedir siz ağlarken o gülüyordu? Bu şu demek, insanların üzerindeki etkimizi hiçbir zaman bilemiyoruz. Bunu diğerleri de bilmiyor bu da bir kısır döngü ve boş vermeyen hassas tipler için yaralayıcı oluyor. Kızdan ayrıldın, sen evde salya sümük ağlıyorsun, o ise barda dans ediyor, illa hatun kısmı için değil, mesela yolda yürürken bir herifle karşılaştın canın çok sıkkın omuz atıp ters ters baktın. Belki de herif eve gidince ulan niye yaptı bunu bana diye 2 saat düşünecek. Canı sıkılacak. Yani biz bişeyler yapıyoruz, birileri de bize bişeyler yapıyorlar ama etkilerini sadece yaşayan biliyor.

Metin Demirhan bunu bacak omza gerçeği olarak tanımlıyordu, “sen o kız için salya sümük ağlarken o bacak omza yapıyor haberin var mı” evet aynen öyle oluyor. Burada bu bir simge, o sırada evinde tv izliyor, kankalarla gülüyor, içip sapıtıyor, başkasıyla takılıyor hepsi olabilir, ama tek br gerçek var ki seni düşünmüyor. Kadınlar biraz daha rahattır bu konuda, bitince bitti derler ve hemen yeni limanlara yelken açarlar.

Ha biz de yedik bu boku eski ortağımla muhabbet ederken şöyle diyalog çok geçerdi

- yazık kıza ya ne biçim üzülmüş
- ee bana ne aşık olurken bana mı sordu muahsuahaha

dedim ya kısır döngü işte, kızcağız orda “neden ama neden” derken biz de sevmeseydi bana ne dedik.

Amaaa arada büyük bir fark var, hatunlar bunu bilerek yapıyorlar, umut verip yapıyorlar, yoksa platonik aşklar için kim ne diyebilir? Bir erkek hoşlanmıyorsa hiç iplemez, ama kadın bu güzel sözleri duymak için muhabbete devam eder. Bunu da yaşadım.. kızın sevgilisi varmış haberim yok, e ne demeye benimle takılıyorsun? Neymiş çünkü söylediğim sözler, iltifatlarım çok hoşuna gidiyormuş da, her kadın bunlara bayılırmış da (laf aramızda iyi beceririm ha bu işi ama bu başka yazı konusu) Sonra sevgilisi askerden geldi nişanlandılar. Bir daha da haber almadım, ama komikti yani, eleman askerdeyken işte duygu, iltifat, güzel söz ihtiyacını karşıladık (cinsellik değil), sevaptır ne diyelim. Gerçi ben de abartmıştım pek de matah bişi değildi (valla bak çamur atmak için değil)

Hiçbir erkek güzel söz duymak için bunu yapmaz, çok yakışıklısın, ne güzel kasların var sözleri bizler için pek bişey ifade etmez. Ama kadınlar farklı işte.

Kısaca siz ağlarken o en iyi ihtimalle gülüyordur bu yüzden sadece yola devam, asla geri dönüş yok. Ayrıca boş yere umutlanmak da yok, kadınların en severek verdiği şey umuttur çünkü, neden? Egosal tatmin sanırım.

Bu arada ilişki uzmanı tribine girmiş gibi olmamayım ha, bunlar sadece yaşanılanlar

Kadınlar ne der ne demek ister

Kadınlar ne der ne demek ister, bunu yazarken, anneler ne der ne demek isterler den esinlendim. Tamamı yaşadıklarım ya da bire bir şahit olduğum şeylerdir. Alıntı yoktur. Hatta bazıları teyit ettirilmiştir : )

Ayrıca MSN’den gelip şurada kastettiğin ben miyim demek yasaktır, eklemek istedikleriniz varsa yorumları bekliyorum

Söylediği: Uzun süre bir ilişki düşünmüyorum
Söylemek İstediği: Seni beğenmedim

Söylediği: Sen çok iyi bir insansın
Söylemek İstediği: arkadaş olabiliriz gerisi olmaz, ihtiyacım olunca ben seni ararım

Söylediği: Cinsellik tabii ki önemli ancak arada duygular yoksa bunu yapamam
Söylemek İstediği: Tamam yatıcam ama bari bir iki duygusal söz söyle de vicdanım rahat olsun

Söylediği: Bikini bile giymem, vücudumu sadece kocamın görmesini isterim.
Söylemek İstediği: Vücudumda çatlak, selülit falan var, ayrıca göğüslerim de küçük destekli sutyen giyiyorum bunları baştan birisi görürse benimle evlenmez diye ilk gece sürprizine saklıyorum

Söylediği: O saatte eve dönmem çok zor olur
Söylemek İstediği: İstersen sende kalabilirim / Araban var mı beni bırakır mısın?

Söylediği: Bence insan duygularına ket vurmamalı, dilediği gibi yaşamalı
Söylemek İstediği: Seninle yatabilirim.

Söylediği: Belli bir yaştan sonra iş kariyer, arkadaşlık tamam ama insan bir aile yaşamını özlüyor
Söylemek İstediği: Evlenecek koca arıyorum

Söylediği: Şu anda bir ilişkiye çok kapalıyım, kötü şeyler yaşadım ama böyle olmasaydı beraber olacağın kişi sen olurdun
Söylemek İstediği: Ben birkaç daha iyi alternatif bakayım, bir şey bulamazsam sana dönerim

Söylediği: Hep güzelliğimle anıldım ama benim bir de başka yüzüm var
Söylemek İstediği: Güzelim dimi, hadi söyle güzelim, hadi lütfen

Söylediği: Bence rahatlık daha önemli, bu yüzden spor ve bol kıyafetler giyerim
Söylemek İstediği: Kiloluyum bunu gizlemeye çalışıyorum.

Söylediği: Bence fiziksel görünüm için değil, sağlığın için kilo vermelisin
Söylemek İstediği: Şişmansın, zayıflarsan bir düşünürüz.

Söylediği: Mutluluk için maddi özgürlük de çok önemlidir
Söylemek İstediği: Parasız biriyle hayatta beraber olmam

Söylediği: Aslında ben senin sandığın kadar muhteşem birisi değilim
Söylemek İstediği: Seni beğenmedim, yoksa üstüne atlardım

Söylediği: Evet bir şeyler yaşadık, ama bence arkadaş olarak devam etmeliyiz
Söylemek İstediği: Performansını beğenmedim

Söylediği: Şu ana dek sadece bir kişiyle oldum, çok taliplerim oldu ama ben sevemedim
Söylemek İstediği: Şu ana dek sadece bir kişi beğendi beni, ama yiğitliğe bok sürmüyorum.

Söylediği: Benim ailem çok rahattır, istediğim zaman çıkabilirim, dışarıda kalabilirim.
Söylemek İstediği: Bu gece sende kalıp seninle yatabilirim.

Söylediği: Benim ailem biraz sıkıdır, dışarıda kalmama izin vermez
Söylemek İstediği: Seni beğenmedim, akşam bişeyler yaşamayı unut

Söylediği: Ciddi bir ilişkim olmadı, ufak tefek şeyler yaşadım
Söylemek İstediği: Birkaç kişiyle yattım ama kimseyi kafalayamadım.

Söylediği: Bence insan cinselliği özgürce yaşamalı, tabuları olmamalı
Söylemek İstediği: Motorum

Söylediği: Tatile kız arkadaşlarımla çıkmak istiyorum
Söylemek İstediği: Bakarsın orada fıstık gibi bir İtalyan bulurum, ufak bir kaçamak yaşarım.

Söylediği: Bence güzel giyinmekle markanın hiç ilgisi yok, semt pazarından bile çok şık şeyler bulabiliyorum.
Söylemek İstediği: Marka giyinecek param yok.

Söylediği: Kıyafetlerimi hazır almayı sevmiyorum, ben diktiriyorum.
Söylemek İstediği: Vücuduma uyan kıyafet bulamıyorum (hem şişman hem çok zayıflar için geçerlidir)

Söylediği: Aa orası çok pahalı, daha uygun bir yerlere gitsek
Söylemek İstediği: Oraya gitmeyi çok isterim ama hesaplar senden dimi?

Söylediği: Evin ve işyerin/okulun arası çok uzak gidip gelmek zor olmuyor mu?
Söylemek İstediği: Araban var mı?

Devam edecek….

Eklentilerinizi bekliyorum

yalnızca brad pitt’ler girebilir

başlık geçenlerde sohbet ettiğim bir kız arkadaşıma ait. beni çok güldürmüştü, bunu yazmak istedim, bunu söyleyen kız extreme derecede güzel olduğu için everest misali erişilmez olup isyan ediyordu. hakikaten nedir bu erişilmezlik mevzuu?

ben senden çok etkilenmiştim ama bana o kadar uzak ve erişilmez geliyordun ki, hiç tahmin etmezdim bu yüzden seninle olabilmeyi, işte bundan dolayı hiç adım atamamıştım. bu son 1-2 ilişkimde duyduğum bir söz. iyi de yahu başlıktaki söze öykünecek olursak sadece angelina jolie’ler mi girebilir yazıyor kalbimizde. ya da tıraş yapıyorlar aman kaçırmayım diye :d

bunu pc world de yazdığım dönemlerde de yaşamıştım, ulaş bey bu mektubu yazıyorum büyük ihtimalle yanıtlamazsınız ama … bir hadi leeeeyn de onlara o zaman hehe.

ha başlığa gelecek olursak durum kadınlarda biraz farklı, bayanlar size kötü bir haberim var ama erkekler çoğu zaman en iyisini değil de elde edebileceğini düşündüğü kişileri tercih eder. şöyle diyaloglara çook şahit olmuşumdur “aman abi bundan ekmek çıkmaz ben en iyisi yine şuna takılayım” ha bu tiplere de ekmek istiyorsan fırına git a tiynetsiz abullabut demek istiyorum ama konu o değil.

adını vermek istemediğim bir kız arkadaşım (sanki diğerlerini adını verdim ya) bana belki on kere “ya ulaş bir yere gidince benimle çok kişi ilgileniyor, ben çok mu güzelim ya, ay yine şu adam bana yazdı ben çok mu güzelim ya” diyip dururdu ki ona yazan kişilerin bir kısmını da tanırdım ha. tek amaçları geceyi yalnız bitirmemek olurdu genelde. bir gün dayanamadım hayır seni kısa sürede elde edeceklerini düşündükleri için sağlamcı takılıyorlar demiştim. bayanlar, bir diğer kıza 10 kişi yazarken size 1 kişi “kompliman” yapıyorsa bu diğerinin basit sıradan sizin özel olduğunuzu gösterir, aha da her türlü ortama girip çıkmış ve erkekleri en iyi tanıyan birisi olarak da son sözüm budur.

not: bu yazıda anlatılanlar tamamen yalandır, öyle birileri de yoktur diyim ki yine birileri gelip ay beni yazmışsın ama hede hödö demesinler. bu arada amma uzun yazmışım sıkılanlar lütfen alt+f4 tuşuna bassınlar.

not 2: saçımı kestirip yeni küpe aldım feci yakışıklı olmuşum ha, habire aynaya bakıyorum

Dünyanın en güzel kızı

o kadar güzel bir kızla tanıştım ki, hani bakmaya çekinirsin, hani konuşmaya korkarsın, hani elindeki tırnağındaki boğumlar bile sana dünyanın 8. harikası gibi gelir işte öyle bir kız
hani böyle bir güzellik olamaz dersin, evet vardır televizyonda sinemalarda böyle güzellikler ama erişilmezdir ama sana bir nefes kadar yakın olduğu zaman inanamazsın
sonra onu tanırsın ve güzel olmanın çok ötesinde olduğunu görürsün, çok zeki, çok duygusal sanki bir melek gibi. inanamazsın böylesi bir insanın dünyada var olduğuna, sırf bu sebeple bile dünya sana çok güzel bir yer gibi gelir, aldığın nefesin tadını çıkarırsın.
hani onu herkese göstermek istersin ya öte yandan da çeknir kıskanırsın, sen çok güzelsin sen bir meleksin demeye bile çekinirsin. işte ben o kişiyle tanıştım ben o şanslı azınlığım, hani brad pitt angelina ile beraber ya o kadar şanslıyım

dünyanın en güzel kızı sözüm sana, çok teşekkür ederim bu dünyada olduğun için ve bana dostluğun aşktan daha önemli olduğunu gösterdiğin için.

dünyanın en güzel kızı bu bir abartı değil sana aşık olsam bir gün kaybedeceğimden korkarım ama dostun olsam hep benimlesindir.

dünyanın en güzel kızı: iyi ki varsın

Kategoriler

SonYorumlar