Ankara’ya taşınalı 5 sene olmuştu, öğrenciliğinin son demlerini yaşıyordu, sadece Birkaç dersi kaldığı için haftada sadece 2 gün okula gidiyor diğer günler de arkadaşlarıyla zaman geçiriyordu. Öğrenciliğinin en rahat dönemleriydi ve bu rahatlık davranışlarına da yansımıştı. Artık neredeyse her gün içki içiyor, arkadaş grubuyla barlarda geziyor, haftanın Birkaç günü farklı arkadaşında kalıyordu. Bara gidilmediği zamanlar da ev partileri vardı, bu dönemler genelde ayın son günlerinde denk gelirdi. Ailelerden gelen para azalınca ucuz biralar ya da şaraplar alınır evde toplanılırdı.
Aslında eğleniyor gibi görünmesine rağmen bu durumdan pek de hoşnut değildi, ama bahanesi hazırdı “okul bitince düzenli bir hayata geçeceğim”. Düzensiz yaşamdan dolayı biraz kilo vermişti, ancak oldukça alımlı bir kızdı, uzun kahverengi saçları, düzgün burnu, ince bilekleri, düzgün parmakları vardı. Arkadaşlarını sevse de ortamda onu rahatsız eden birşeyler muhakkak bulunuyordu, ancak bu ortamdan da uzaklaşamıyordu, belki yalnızlık korkusu, belki çaresizlik, belki de bilinç altındaki keyifli yaşam isteği. Zaten bahane her zaman hazırdı “az kaldı düzgün bir yaşama geçeceğim”
İlk büyük pişmanlığını esrar içtiği zaman yaşamıştı. Başlarda bulunduğu ortamda içilmesinden ürkse de, daha sonra buna alıştı, nasılsa o içmiyordu. Fakat bir gün hem alkolün etkisine hem de ısrarlara dayanamayıp Birkaç nefes çekti, hem pişman olup üzülüyor hem de “aman bişey olmaz” deyip içmeye devam ediyordu. Bundaki etkenlerden birisi de, sevgilisinin de içmesiydi. İlk günün sabah ağlasa da, sonraki günler ayda yılda bir içmeye devam etti.
Sevgilisini seviyordu, neden bilmiyor ama seviyordu, çok da iyi anlaşamıyorlardı aslında, sevgilisi kimi zaman ona kötü davranıyor kimi zaman umursamıyordu. Hatta alkollü bir gecede büyük bir tartışma esnasında hafif de olsa bir dayak yemişti. Saatlerce ağlayıp, bana babam bile bir fiske vurmadı dese de, yine onunla olmaya devam etmişti. Bir şekilde affediyordu işte.
Bir gece ev partilerinden birinde çok sıkıldı, zaten sevgilisi ortamdaki onun hiç sevmediği bir kızla konuşup duruyordu, biraz sıkıntı biraz da kadınca kıskançlıkla artık gidelim dedi, ancak sevgilisi sen nereye gidiyorsan git ben kalacağım diye yanıt vermişti. O an tavır yapıp gittiği zaman onun arkasından gelip kendisini engelleyeceğini düşünerek ortamı terk etti ancak arkasından gelen yoktu.
O sinirle sıklıkla gittikleri bir rock bara attı kendisini, boktan bir bardı ama bazen güzel müzikler çalardı. Zaten çevresi, ilişkileri, ortamı boktan olduğu için, barın kalitesi onun umurunda bile değildi. Alışıldık yüzler, Birkaç selamlama, biraz müzik derken 4. birasını bitirmişti, sıkıntının da etkisiyle başı dönüyordu. Az ileride eskiden tanıdığı bir arkadaşını gördü. Yanında bir erkek vardı. Hafif durgun gibiydi, dans etmiyordu ama rock barlardaki gizem yapmaya çalışan gözlerini tek bir noktaya sabitlemiş adamlar gibi de değildi. Başıyla hafifçe tempo tutuyor aralarında grubu alkışlıyordu. Hoş bir erkekti, zaten canı da sıkıldığı için yanlarına gitmeye karar verdi, önce zaten tanıdığı olan kızla merhabalaştı ve daha sonra da onunla. Adını söylememiş, sadece elini uzatıp gülümsemişti. Güzel gülüyordu, hafif gamzesi vardı, ve 5. biraya geçtiği için gözüne çok yakışıklı gelmişti. Konuşmaya başladılar, ilk başlarda tanıdığı kız da konuşmaya katılsa da sonra sıkılıp sahnenin önüne gitti. İkisi baş başa kaldılar, derdini anlatmaya başladı, ilişkisini, okulunu sıkıntısını. Hayret böyle bir durumda sevgilisini kötülemiyor tam aksine mantıklı yanıtlar veriyordu. Biraz daha konuştuktan sonra erkek izin istedi, kızın zaten kafası içtiği biralardan dolayı çorba gibiydi, başını kaldırıp “ben de seninle gelebilir miyim” dedi. Erkek “bu sanırım iyi bir fikir değil ancak istersen seni evine bırakabilirim”. Hem bozulmuş ama öte yandan da hoşuna gitmişti. Boş ver gerek yok dedi ve orada kalıp içmeye devam etti.
Sonraki günler sıklıkla karşılaştılar ve sohbetleri giderek daha da derinleşti, itiraf edemese de erkek ondan çok hoşlanıyordu, ancam böyle bir yaşam biçimine sahip birisiyle olmanın zorluklarını da bildiği için hep temkinli yallaşıyordu. Günler günleri kovaladı ve bir gece içtiği votkalardan dolayı iyice rahatlamış olan erkek onu evine davet etti. Yolda giderken onu izliyordu, aslında ne kadar masumdu, gözlerindeki hüzün onu ne kadar çekici kılıyordu. Depresif ve sorunlu insanlardan uzak durmaya çalışsa da, onun sorunları bile ona çekici gelmeye başlamıştı. Onun hiç kabahati yok diyordu içinden kendisine, sürekli ellerini, ve kollarını izliyordu, kolundaki geçmişten kalan aşı izi bile hoşuna gitmeye başlamıştı. Tanrım yoksa aşık mı oluyordu ona? Yoksa içtiği 4. votkanın mı eseriydi bu?
Eve geldiler, kıza bir kahve yaptı kendisi de bir sek votka daha aldı, sanki sigara kokan salak bir bardan çıkmamışlar gibi, kız çok güzel kokuyordu, yan yana otururken kokusunu duyumsuyordu. Ona sarılıp koklamayı o kadar istedi ki, ve içkinin de verdiği cesaretle ona sarıldı. Sarıldı, kokladı, öptü, sarıldı ve öylece uyudular…
Sonraki günler ilk başlarda oldukça iyi gidiyordu, kız onunla kalmaya başladı, düzenli olarak derslerine gidiyor, akşamları eskisi gibi dışarıya çıkmıyor, evde ders çalışıyordu. Her şey istediği gibi düzene giriyordu, hatta her şey istediğinden de iyiydi. Belki de fazla iyiydi, hem derslerine , hem de gereken zamanlarda sosyal aktivitelere zaman ayırıyordu. Yine canlı müzik ve dans, eskisi kadar olmasa da içki, daha mutlu bir hayat.
Sürekli birbirlerine ne kadar mutlu olduklarını söylüyorlardı, birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini, aptalca olsa da evlenmekten bile bahsediyorlardı. Erkek, yakın çevresinden bazı kişilerin “o kız o ortama geri döner bak görürsün, boş ver” laflarına kulak tıkayıp gerçeği siz de göreceksiniz diyordu. Hatta bu eleştirileri kızla paylaşıyor ve gülüp geçiyorlardı ancak bir gün…
Güzel bir rock grubunun canlı performansını dinlemek için ilk tanıştıkları bara gittiler. Grup sahne almadan önce Birkaç kadeh içtiler ve grubu beklemeye başladılar. Konser oldukça güzeldi, dans ederek, bira içerek 1.5 saatlik konseri izlediler. Kalabalık dağılmaya başlamıştı ki kız onu gördü, eski erkek arkadaşını. Yanında ortak tanıdığı birkaç kişiyle içiyordu, kızı görünce topluca onun masasına geldiler. Birkaç klasik merhaba, hatır sorma sözlerinden sonra eski erkek arkadaşı, burdan bize gideceğiz, hadi siz de gelin, hem şarabımız hem de otumuz var dedi. Erkek o an adamı param parça etmeyi düşünse de, yalnızca kızın tepkisini ölçmek için sessiz kaldı. Kız ne dersin canım gidelim mi? Dedi, aslında yanıtını bildiği halde bunu sormuştu. Oraya gitmek istemeyeceğini biliyordu, giderse de sevgilisini bir daha görmeyeceğini biliyordu. Bir an gözünden anılar geçti, onunla yaşadığı güzel zamanlar, ders çalışırken yaptığı kahveler, sabahları onun gıdıklayarak uyanması…. Öte yandan ise diğer adamla yaşadıkları geçti aklından, içtiği zamanlar, bir orada bir burada kaldığı geceler, ot alemleri. Acaba dedi, acaba onu seviyor muydum yoksa onu tutunacak bir dal olarak mı görmüştüm. Ve yine bahanesi hazırdı, bu gece de giderim, zaten okul bitiyor, okul bitince yine düzenli bir hayata girerim. O kaçıyordu, hem kendinden hem de mutluluktan.
Erkek ise aklından geçenleri okurmuş gibiydi, Hiçbir şey söylemedi, hiç konuşmadılar ve kız kalkıp eski sevgilisinin evine gitti. O da bir büyük votka alıp kendi evine döndü, hemen en yakın dostunu aradı, o geldiği zaman sarhoştu, ancak hala içiyordu, ona hep “haklıymışsın, siz haklıymışsınız” diyordu. Dostu, “keşke bazı şeyleri öğrenmek için bedel ödemesen” dedi.
Sabah oldu, alkolün etkisini yitirmesiyle erkenden uyandı, tıraş oldu ve işine gitti. Aradan tam bir ay geçmişti, o gece fazla mesai yapmıştı , eve dönerken onu gördü, bir duvarın üstünde, Birkaç arkadaşıyla beraber, sarhoş ve bitkindi, başını bacakları arasına almış ağlıyordu. Birkaç saniye durdu, göz göze geldiler. O temiz o güzel o masum kız biraz daha kirlenmişti. Konuşmak bile istemedi. Yola devam etti, hayret ki üzülmedi bile, bencilce dudaklarından şu kelimeler döküldü “umarım daha da kötü olursun”. Bu söylediğini içten istemese bile kızgınlığına yenik düşmüştü.
Uzunca bir süre oralardan geçmedi, çünkü kızsa da, onun her gün daha perişan olan halini görmek istemiyordu.
Ve bir pazar sabahı, kapıcının getirdiği gazetede bir haber okudu……..