| |
Bu kategoriye ait tüm yazılar
Bu kategoriye ait tüm yazılar
Bu kategoriye ait tüm yazılar
|
| Bazı şarkılarım... Tarih: 12.05.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Bu yazı M. Devrim Ülkü’nün isteği/tavsiyesi üzerine yazılmıştır.
Şöyle böyle 16 seneyi aşkın zamandır müzikle ilgileniyorum. Detaya girip hava atmayayım. Bazı bestelerim var (çok değil). Önümüzdeki hafta büyük gitarist Ural (Baro) Doruk askerden geliyor ve çalışmalara kaldığımız yerden tam hız devam edeceğiz.
Kısaca yazdığım bazı şarkıların içeriğinden ve hikayesinden bahsedeyim. Şarkıların tüm sözlerini ya da sırası ile yazmadım. 1-2 ufak pasaj alıntıladım.
Bu arada “Gülümsemen iklimi değiştiriyor farkında mısın?” Sözü üzerine yeni bir parça düşünüyorum. Baharat kokulu aşklar. Platonizm, kötü zamanlama. İşte ustası olduğum konular : )
Hüzün
Geçen sene yazmıştım, biten sevgilere, dostluklara inat. Rap türünde idi. Çok amatörmüş şimdi bakıyorum da : ) Yeni düzenleme lazım. Gereksiz kasmışım ama, bırak herkes naparsa yapsın dimi.
Zaman sana neler öğretir? Aynı kaptan yemek yediklerin mi, yoksa aynı yatakta uyudukların mı daha düşman.
Okuduğun kitaplar yerine. Yattığın kadınlardan bahsetmen erkekler arasında sohbetini güçlendirse de, dövdüğün adamlardan ve para soslu maceralardan konuşman emin oldum ki kadınların daha hoşuna gidecek.
Yalnızım
İlk adam akıllı şarkım buydu, 95 yılında öğrenciyken yaptım. Yeni bir şehirde, yalnız bir adamın klasik hikayesi. Hemen hemen tüm konserlerde çalmıştık.
Ama bir göz yok, beni gören
Ama bir ses yok, beni soran
Ve de sen yoksun, beni seven.
Pardon
Sanırım 2005 yılıydı, tedavi için Altınoluk’da idim. Şarkının müsebbibi aslında 3 kişi. Yani bir kişiyi düşünerek başlayan, ama o kişi için elimde yeterli done, sevgi, yaşanmışlık olmadığı için geçmişin de katıldığı bir şarkı. O’nun hiç haberi olmadan O’na duyulan aşkı anlatan biraz hayali biraz gerçek bir şarkı.
Pardon bebeğim,
Sana sormadan
Seni prensesim yaptım
Pardon bebeğim,
Sana sormadan
Seni düşündüm sana taptım
Hayal
2007 sonu 2008 başı arası üzerinde çalıştığım, çok sevdiğim büyük aşkım için yazdığım parça. Parçayı çok sevmişti, ben de onu. Ama olmadı, olamadı. Parça Orda bir köy var uzakta misali, görmese de, duymasa da, yıllar boyu devam eden aşkı anlatıyor.
Kimi zaman isyan etsen de
Hayaller ertelensede
Belki bir gün bir yerlerde
Sesini hiç duymasan da,
Yüzünü hiç görmesen de
Seni bekler bir yerlerde
Ankara’da
1997 yazında yazdığım parça, yaz tatilinde özlediğim arkadaşlarım ve ortamımdan ve dostluktan bahsediyor. Büyük bir kısmı Devrim Ülkü ile yaşadıklarımıza dayanıyor. Bir iki sözü aşağıda (sıra ile değil)
Karlı bir sabah daima uykulu
Yeni bir güne merhaba berabersek ne mutlu
***
Her engel yıkılabilir
Sonu her zaman ışık
***
Dostluk ve sevgiler orda.
***
Yaşam hep böyle sürse
Ama imkansız
Her güzel şeyin sonu vardır
Uzaktan Güzelsin
1998 baharında, Devrim Ükü ile bir stüdyo çalışmasında hem söz hem müziği doğaçlama olan bir şarkı. Biz de şaşırmıştık, doğaçlama nasıl bu kadar uızun söz müzik ortaya çıktı ve bu kadar güzel oldu diye. Şarkıdaki bir prozodi hatasına Baro çok gülerdi.
Parça hep sevdiğim, uzaktan sevdiğim bir aşkımı anlatıyor.
Bir kuş gibi uçup gittin
Asla yakalayamadım seni
Sen uzaktan güzeldin.
***
Ben asla istemedim
Hapsetmek
Seni bir kafese
Çünkü sen uzaktan güzeldin
***
Şarkı bitişi ise tam bir hüzün.
Ama şimdi gördüm seni
Bir kafesin içinde
Hapsolmuş durumda.
Hem de öğrendim ki
O kafese
Kendi isteğinle girmişsin.
Kabus
Sanırım 2 ay önce yazdığım parça. Hayal parçasının müsebbibi ile bu parçanın müsebbibi aynı kişi. Yani büyük aşkım. Kabusumda bana iki heceli F harfi ile başlayan başka bir erkekten bahsediyordu ve onun kim olduğunu öğrenmek istediğimde elime aldığım her telefon bozuk çıkıyordu. Telefon numarasını ezbere bilmediğim için de, ev telefonundan arayamıyordum. İşin komiği bu şarkıyı dinlediğinde iki heceli F harfiyle başlayan hiçbir tanıdığı olmadığını söyleyip gülmüştü : )
Bana gelme git diyordun
Yanında bir başka herifle
***
Kabusumda o lanet gece
Beni yıktın başka bir herifle
***
Telefonunu ezberledim
Sabah oldu ve kendime geldim
Aşk rüya ise ayrılık kabus
İki heceli o lanet herifle
Dostlarım
Şubat ayazında paltosuz donarak yürüyen ve elinde bir parça simit olan yaşlı bir amca, ve üzerinde ince bir mont ile resim, poster satan tanımadığım iki dostum için yazdığım parça.
Masmavi gözleriyle
Bana sitem eder gibi baktı
Ardında bir iz bıraktı
***
Dostlarım
Ektiğimiz tohumlar
Gün gelip de, yeşerecek
***
Dostlarım
Yüreğim ve bedeniniz
Gün gelip de ısınacak.
Ve dahası… Vicdan, Son kadeh, Kahretsin ben değiştim, ÖSS, Devrim iyi ki sen…, Yalnızım 2, A day in the life of, Please dont love me, Tell me baby, Let me fly, Is that all right, Sana, Sen uzaktasın….
Belki bir gün bunları da anlatırım. |
| Yorum(2) | Yorum Yaz | Tarih :12.05.2008 | Devamını Oku |
| Hayal II Tarih: 09.05.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Hayal II
Daha önce hayal isimli bir yazı yazmıştım, aşka olan aşkımdan dolayı, yine bir hayal. Yoksa gerçek mi?
İnsanlar bazen bir çok şeyin farkında olmayabiliyorlar, mutluluğun, sevginin, hayatın güzelliğinin vb. Ama en önemlisi, bazen kendilerinin farkında olmuyorlar ki bu çok acı.
Peki ya sen? Farkında mısın kendinin ? Japon çizgi fimlerindeki gibi gözlerinin içindeki güneşin yansımasını görebiliyor musun? Gülümsediğin zaman iklimin değiştiğinin farkında mısın? Bu güzel kokunun baharın gelmesinden dolayı değil, senden geldiğinin farkında mısın?
Farkında mısın sesinin kuş cıvıltılarından daha güzel olduğunun, daha nağmeli olduğunun? Farkında mısın beyaz pürüzsüz teninin, saf güzelliğinin? Peki ya her saniye bir önceki saniyeden daha güzelleştiğinin farkında mısın? Varlığının bu güzel dünyayı biraz daha güzelleştirdiğinin farkında mısın? Farkında mısın sen konuşurken havada uçuşan notaların? Kızınca bile güzel olduğunun peki?
Peki seni ne kadar sevebileceğimi tahmin edebilir misin?
Bu hiç önemli değil, benim ya da bir başka şeyin farkında olman önemsiz. Önemli olan kendinin farkında olman.
Dedim ya bu bir hayal. Yoksa gerçek mi?
En güzeli taze sütlü bir kahve daha yapıp, farmakoloji okuyup uyuyayım. Yarın babam gelicek, takıldığım yerleri ona sorarım.
Ama uyumadan önce seni düşüneceğim, bunu da farkında değilsin. Yeter ki kendi kendinin farkında ol.
Ulaş FIRAT
|
| Yorum(2) | Yorum Yaz | Tarih :09.05.2008 | Devamını Oku |
| İç burkan detaylar, göz yaşartan hediyeler Tarih: 07.05.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Evimde ufak bir hediye köşesi var, daha doğrusu hediye köşesinden çok son dönemde aldığım önemli şeyleri koyduğum bir yer. İşte aşağıdaki resim, ve numaralara göre açıklamaları.
Burada adı geçen herkese teşekkürler.

1) Ablamın gönderdiği yurt dışından aldığı vazo, tepesini kırdım geçen gün, 4 demet papatya sığmadı :)
2) Merve'nin bende kaldığı gecenin erkesi günü ben uyurken bırakmış olduğu not. Çok güzel şeyler yazıyordu. Yazı şöyle imzalanmıştı D.E.G.K
3) Sedef'in beraber geçirdiğimiz bir haftadan sonra dönerken klavyeme bıraktığı gül. Her güzel şey gibi o da soldu.
4) Yukarıdaki gülle beraber klavyeme bırakmış olduğu not. Bunu okuyunca duygu ve mutluluktan gözlerim dolmuştu. Bunu hiç unutmayacağım Ice
5) Babamın vermiş olduğu, büyük bir tesadüf hatta tevafuk eseri bulduğu şiir. Benim için çok değerlidir. Seni seviyorum baba.
6) Bu bir silgi, ve hayatımda aldığım en güzel hediyelerden birisi diyebilirim. Bir konser dönüşü Sokak Köpekleri grubunun vokal+gitaristi Cem, cebinden çıkarıp bu silgiyi verdi bana. Teşekkür ederim ama neden dediğim zaman. "Bu silgi ile onu beyninden ve kalbinden silersin umarım" demişti. Tam ona göre bir hediye ve sözdü. Teşekkürler Cem.
7) Bu özel bir anı, yazmayayım :)
8) Bu bir hediye değil, ama aşkım, prensesim bebeğim Yaren'imin resmi. Umarım büyüdüğünde bunları okutabilirim sana küçük göbercik :)
9) Aha bu da en duygusuz hediye, ofis hediyesi olarak İlker telsiz telefon almıştı :D Şaka şaka kızma, önemli olan işlevi değil mi :)
İçimden geldi, ölümsüzleştirmek için fotoğrafını çekmek istedim ve siteye koydum. Hayat ne kadar güzel değil mi?
Öptüm, ben biraz daha çalışayım da sabah İlker tırnaklarını yiyip, abi biran önce hayata geçirmemiz lazım bu projeleri ki... diye başlayan bir cümle kurmasın :D |
| Yorum(1) | Yorum Yaz | Tarih :07.05.2008 | Devamını Oku |
| Klişe laflar varoş sözler Tarih: 06.05.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Klişe laflar varoş sözler
Bu yazıdaki amacım kimseyi eleştirmek değil, kendi kendime konuşup gülüyorum. Günlük hayatta kullandığımız bazı klişe cümlelerin saçmalığından dem vuruyorum. Yazı rahatsız ederse ALT + F4 tuşuna basınız.
Kulağa hoş gelen her şeyi dinlerim: Hacım en uyuz olduğum laf, harbi mi? Biz de kulağa iğrenç gelen şeyler dinliyorduk. Mesela yol çalışması yaparkenki dozer sesini kaydedip ipod ile dinlerim hastasıyımdır. Ulen denyo sana ne tür müzik seversin diye sorduk. Kulağa hoş gelenmiş, yapma be, kulağını sevsinler senin.
Moda insanın kendine yakışan giymesidir: Yapma be? Öyle mi? Bana kot pantolon yakışıyor diyelim, ömür boyu bunu giydim şimdi bu moda mı? Len saloz bak bakalım TDK moda için ne diyor:
1) Değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik.
2) Belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük.
Yani moda geçici bir yeniliktir, bu dönem düşük bel moda ise önümüzdeki dönem uzun paça moda olabilir. Hiç mi 70lerdeki filmleri izlemedin? Onlara o dönem yakışmış şimdi bu moda mı? 30 sene sonra bu da moda mı? Kçını yırt da bir açıklama yap a klişe delisi seni.
Önemli olan iç güzelliğidir: Harbi mi? Yedik biz de, ondan mı yolda gördüğün 90–60–90 hatuna iç çekerek bakıyorsun? Ya da Mehmet Günsür tipinde bir adama. İç güzeliğiymiş, neye göre kime göre. Desene şuna fiziksel olarak düzgün birini bulamadım diye. Bir kere iç güzelliği ne demek? Yetenek mi? O zaman bir sanatçıda bu önemlidir. Zeka mı? Evet, bir bilim adamında, yöneticide önemlidir, iç güzelliğin tanımını yap bana Abidin. Eşşek gibi biliyoruz süper bir karşı cinsi gördüğünde içine miçine bakmadan balıklama dalarsın ya.
Kendisiyle barışıksa, kendine yakıştırıyorsa istediğini giysin: Bak seeen, bu da genelde mini etek giyen dombililer için söylenilir. Kimsenin fiziğine lafım yok, benim de dombili olduğum dönemler oldu eyvallah. Ama kendisiyle barışık diye, lömbür löbür yağların olduğu göbeği açık düşük bel tişörtlü kişileri görmek zorunda mıyım kardeşim? Ya da düşük bel giyinildiğinde milletin kıllı belini, çatalını görmek zorunda mıyım? Hadi buna anlayış gösteriyorsunuz? O zaman don ve atletle plajda gezene de göstersene? O da kendine yakıştırıyor? Ooo o zaman olmaz dimi, seni abullabut senii |
| Yorum(4) | Yorum Yaz | Tarih :06.05.2008 | Devamını Oku |
| Ben deli miyim? Tarih: 20.04.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Deli miyim ne?
Bu yazı alakasız bir yerden aklıma geldi. Bunu açıklamak için önce günüme bir göz atalım.
Güzel bir Pazar, sabah 05.30 gibi uyandım biraz yatakta debelenip büyük bir kahve aldım ve yeşilçam tv de süper bir film izledim. Biraz evi topladım (torba delikmiş, içine attığım yarısı içilmiş kola kutusu yerlere aktı, bir de yer sildim ) Bir şey dürttü beni hadi bilgisayar başına geçeyim dedim, bilgisayar ve msn açıktı ama çoğu zaman olduğu gibi “çevrimdışı görün” modundaydı.
Aa bir baktım sevgili kardeşim atakan online ve kişisel iletisinde adım geçiyor. Demek bundanmış bu saatte uyanıp bilgisayar başına geçmem dedim. Ayrıldığı 10 yıllık sevgilisi vardı. Ayrılığın 2. aşamasına geçmiş. Bilirsiniz, ilk aşama oh özgürüm rahatım, gelsin kızlarr alemlerr aşamasıdır. 2. aşama ise özleme ve böğürme aşamasıdır. Dertleştik, güneş gibi geldin dedi bana sağolsun.
Sonra tekrar uyudum, uyandım yine bir kahve alıp (bol şekerli ve taze sütlü) bilgisayar başına geçtim. Amacım biraz çalışıp sonra çıkmaktı. Anaa İlker online ve mesaj geldi: “Ulaş çok rica ediyorum bu güzel günde çalışma eve hapsolma, hatta az sonra gelip seni alıyorum nargile içeriz”. Tamam o zaman dedim. Yarım saat sonra buluştuk.
Cafe Kafa’da, İlker ben ve cafenin sahibi şirin adam Cem ile muhabbete daldık. Damla sakızlı ve mentollü nargile ve muzlu süt eşlik ediyordu. Tanıyan bilir, Cem’in yanında İlker bambaşka olur. O ciddi adam gider, sürekli yumruk atan, ısıran, meme kıskacı yapan ve benim kötü esprilerimi aratmayacak derecede geyik yapan bir adam gelir. Aman iş konuşmayalım dedi, yeni öğrendiğim teknolojileri anlatma hevesim kursağımda kaldı (zaten ilgiyle dinler ama bişey anlamazdı hep, ben ise sevgilimden bahseder gibi heyecanla anlatırdım)
Neyse girişi çok uzattım, İlker’in eşi Pelin geldi, 6 aydır Tunalı’da tur atmıyordum dedi. Ordan konu açıldı. Ben de sıkılıdıkça Tunalı’da tur atarım, kuğuluya gider bir çay içerim, bazen Burger King den sağlıksız bir sandviç alır, bazen taptığım caramel machiato içerim Starbucks’da (İlker sevmedi bunu, orengo çayı mı ne öyle bişey içiyormuş Gloria da). Ama değişmeyen bir şey vardır, yolda yürürken hep gülerim ve insanlar da deli mi bu diye bakarlar. “Ee normal, bu bir klişedir kendi kendine gülene deli derler” dedi Cem. O zaman düşündüm işte.
Ben deli miyim?
Yolda gidrken aklıma sürekli yaşanan anılar ya da okuduğum karikatürler geliyor ve gülüyorum. Ben deli miyim?< |
| Yorum(5) | Yorum Yaz | Tarih :20.04.2008 | Devamını Oku |
| Moron reklamlar, moron kadın ve erkekler, ve gerçekler Tarih: 18.04.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Reklamlarda, televizyonda şurda burda hep karşılaşıyoruz bu moronca şeylerle (moronca şeyler?) Önce bunlardan bahsedelim sonra moron kadınlardan.
Son birkaç senedir aldı başını gidiyor, insani değerleri hiçe sayan reklamlar, e tabii bence bilinçli bir girişim bu. Örnek verelim o zaman?
Arabasına sandviçten ketçap döken arkadaşını arabadan atıyor, ulan moron oğlu moron, biz arkadaşımızla canımızı, aşımızı, yarın yanağından gayrı her şeyi paylaşırız. Bizim adetimiz budur, örfümüz budur, kitabımızda bu yazar. Bu araba reklamları bayağı moda olduydu ha. Araba aşk sanki, adam canını hiçe sayıp arabasını kurtarıyor, arabasını çok seviyormuş da, eşini araba için ihmal ediyor. Mesaj açık: Bizim ürettiğimiz otomobil öyle harikadır ki, aşkınız olur. Hadi ordan moron, araba dediğin bir araçtır, ulaşım için bir araç, bu minvalde benim için bilgisayardan, elektro gitardan, hatta kerpetenden farkı yoktur. Hepsi bir işi yapan araç neticede. Eşim, canım arkadaşım arabadan daha değerlidir.
Bir başka örnek, meti tutku reklamları, bisküvinizi paylaşmaya gelen kişinin kafasına sert bir cisimle vurun. E yuh, pis herifler, biz bisküvimizi de ekmeğimizi de paylaşırız. Bu ne şerefsizce bir reklam anlayışıdır. Ya da sevgilisi trene binen adam, onun yasını tutarken bilmem ne marka çikolata yerken onu unutuyor. Hadi ordan, bunu yapan hayvandır, hepimiz biliriz ki, hiç kimse sevdiceğini bir çikolataya değişmez. Yakında bunlar abartır ha, bir paket bilmemne soslu bademli çikolata için karısını satan adam da yaparlar, ama RTÜK izin vermez. Bir de tatlı reklamları var. Tatlısı bitince oğlunun kızının tatlısına uzanıyor. Yahu hangi baba yapar bunu? Tam tersi ben yemeyim evladım sen ye demez mi? Güzel analarımız büyük tabağı bize küçük tabağı kendilerine almazlar mı? Can babalarımız bizim tabağımızdaki bitince kendi tabaklarından eklemezler mi? Kıçı kırık bir sütlü tatlıyı hangi ana baba evladının elinden almak ister?
Kardeşim, iyi dinleyin, biz Türk milleti, hatta insan olan herkes, mal için, hele araba için, çikolata, bisküvi için arkadaşından şundan bundan vazgeçmez. Bırakın artık bu kapitalizmin de ötesine geçmiş reklamları.
Haa bu terbiyesizler, Ramazan’da da insani değerleri öne çıkaran reklam yaparlar, o zaman paylaşır bisküvisini. O zaman paylaşır kolasını, tatlısını. Nedir bu sömürü ya.
Hadi sıra geldi moron kadınlara (ve erkeklere).
Yeni trend. Ben şımarığım, ben cadıyım, ben kokoşum ayoll.
B |
| Yorum(5) | Yorum Yaz | Tarih :18.04.2008 | Devamını Oku |
| Babam ve ben Tarih: 01.04.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Saat 19 gibi Ankara’ya geldi, önceki günden akşamdan kalma ve inanılmaz dertliydim bu durum her halimden belli oluyordu.
Çok uzun zaman sonra ilk defa baş başa kalacaktık, sadece ikimiz, önce yemek hazırladım ona, müskirat var mı dedi, bu eski dilde ve aramızda alkolün adıydı. Yok, ama alırım dedim, gidip aldım. O esnada yemek ısınmıştı, tavuk salata ve zeytin peynir turşu. Yemeğimizi yedik, rakıları koyduk, çok durgundum durgunluğum ona da yansımıştı. Ama bir süre sonra açıldım, önce son siyasi gelişmeleri konuştuk, sonra işleri. Her zamanki gibi 3. kadehten sonra şişeyi ben görmeden sakladı. Bunu yapacağını bildiğim için ben de zulamda 2 ekstra bira saklamıştım.
O uyudu ben biraz daha devam ettim ve uyudum. O çekyatta ben koltukta. Sabah 5–6 gibi yatağıma geçtim. Sabah 8.30 gibi aloooo diye bir sesle uyandım, güzel bir pazar sabahıydı çayı demledim hadi kalk dedi. Ben de kalktım. Hadi yüzünü yıka çorap giy aç karnına sigara yakma sakın dedi. Eh be baba eşşek kadar oldum artık dedim. Giyinmeden eşofmanla dışarı çıktım, bir ton gazete, dergi 3 simit aldım. Geldiğimde çay demini almıştı. Sucuğu yumurtalı mı yapayım dedim. Yok, sucuk ayrı yumurta ayrı olsun dedi. Sucuk yaptım önce sonra yumurtaları haşladım, onun sevdiği peynir ve zeytinden çıkardım. Biraz da domates soydum, kabuklarıyla sevmezdi.
Sohbet ederek kahvaltı ettik, ilk defa çayı su bardağında istemişti, onun çayına diyet tat, benimkine diamant tatlandırıcı koydum. Harika bir kahvaltıydı eline sağlık dedi. Esas senin eline sağlık güzel olan çaydı dedim. Ben sadece çay içmiştim, gidip sigara yaktım, yine hiçbir şey yemedin oğlum dedi bana. Göstermelik 1–2 sucuk 1–2 zeytin yedim.
Gazetelerimizi alıp içeri geçtik okuduk bir yandan konuştuk güldük, sohbet ettik, yine siyasi gelişmeleri masaya yatırdık.
Öğlen olduğunda ben bilgisayar o lap top başına geçti, ben biraz iş biraz msn takılıyordum, o ise haber siteleri okuyor, okey ve bilyoner den at yarışı oynuyordu. Dubai yarışlarından bahsettik, o gün ikili ganyandan para kazandı, alışıktı zaten.
Ben çaktırmadan zulamdaki kırmızı biralardan koydum, bize yok mu dedi, var ama baba sen kutu bira sevmezsin hem bu kırmızı dedim.
Bu esnada papağanımız çığlıklar atıyor, deli gibi babacım babacım diyordu. Sonra dışarı çıktık, gidip papağanımıza (babam ona cancik derdi, ben ise tipsiz derdim) yem aldık.
Gitmeden önce, baba sana bişey diyim mi, ben Cuma günü onunla görüştüm de |
| Yorum(0) | Yorum Yaz | Tarih :01.04.2008 | Devamını Oku |
| Uyuyan Güzel Tarih: 26.03.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Uyuyan güzel
Onu dün gördüm, uyuyordu, öyle güzel uyuyordu ki, melek gibiydi, çok güzel bir burnu vardı, yanakları hafif pembeydi, gözleri ise kahve rengi. Gözlerini uyumadan önce görmüştüm.
Gayri ihtiyari ellerine baktım, nedense el ve ayaklar dikkatimi çekerdi hep, elleri çok düzgündü, uyurken yüzü çok doğaldı, çok masumdu, hele o dudakları, burnunun altındaki dudaklarının üstündeki hafif kıvrım. Onu öperek uyandırmak geçti içimden. Ya da hayal ettim, onu sabaha dek uyurken izlediğimi hayal ettim. Sanırım uyandırmaya kıyamazdım..
O uyanmasın diye kıpırdamazdım ki yatakta. Arada uyanıp gülümseyerek bana bakardı. Sonra başını göğsüme yaslardı.
Bir ara uyanır gibi oldu, acaba bakışlarımla bir elektrik mi yollamıştım ki, sonra uyumaya devam etti.
Kokusunu duyumsuyordum, yüzümde aptalca bir gülümseme vardı, bir yandan hayal ediyor, bir yandan onu yazmayı düşünüyordum. Sanırım iflah olmaz bir romantik ve deliydim. Zaten ikisi de aynı şeydi. Bu devirde romantik olmak sanırım delilikti. Ama umurumda değildi, lanet bir romantik serseriydim adamım.
Yıllar önce yazdığım bir şarkıda “her güzel şeyin sonu vardır” demiştim. Ve bunun da sonu vardı. Sonu geldi ve bitti.
Ama yine de gülümsüyordum, çünkü hayat güzeldi, en az onun kadar güzeldi.
|
| Yorum(1) | Yorum Yaz | Tarih :26.03.2008 | Devamını Oku |
| Sendrom İstatistikleri Tarih: 25.03.2008 Yazar: Ulaş Fırat |
Sendrom istatistikleri
Sendrom.net ciddi bir ziyaretçi kitlesine kavuştu, ve ben ziyaretçilerin hangi biçimlerde geldiklerini görebiliyorum. Bunun için minik bir kod yazdım iis loglarla kasmak işime gelmedi. Accayip komik şeyler var aşağıda google arama sonuçları mevcut
• Hayatta müzik lazım mı ya da hayatta neden müzik lazımdır
Günde en azından 10 kişi google da bunu arayıp siteme geliyor. Enteresan bir durum. İyi yanıtlayalım madem. Evet hayatta müzik lazımdır : )
• Gizli surf
Günde en az 100 kişi de böyle geliyor, yazdık açıkladık değinmeye gerek yok
• Drm wma to mp3, wma dosyalarını kırmak
En çok aranan cümlelerden birisi de bu, anlattık yazdık iyi hoş
• Ulaş Fırat
Hacım kim adımı aratır google da neden aratır hayır 1-2 falan da değil, ip adresleri de farklı anlamıyorum valla. Harbi merak ettim biriniz yazın kim olduğunuzu
• Eski sevgili neden müzik dinletir
Buna kopmuştum işte, bilmem neden dinletir, heralde unutmamıştır falan, meaj göndermeye çalışıyordur kendi çapında, ama en mantıklısı bunu eski sevgiliye sormak.
Ve büyük bomba
• Göğüslerim balon gibi
Harbi google’a bunu yazmış ve sendroma ulaşmış, heralde şişirilmiş balon kadınlar yazısından dolayı googla da indexlenmiş. Bir insan neden böyle bişey aratır bilemem ki. Koptum hakikaten, boşver takma hastası çok, balonsa balon , ben küçük severim gerçi (evet lanet bir pisliğim dostum)
• Gmail hotmail şifresi kırmak
Kırmayın yapmayın yazdık boşverin, üzülürsünüz, biliyoz da konuşuyoz.
• Maymun gibi kızlar
Bu da ilginç bir arama, birisi neden google a maymun gibi kızlar yazar ki? Ama haklı yani kadınlar maymun gibidir dedik anlattık : )
• Eski dost düşman olmaz
Bu yine normal, kişisel görüşüm olmaz. Eğer dostsa olmaz, benim düşman olan eski dostum oldu ama dost değilmiş demek ki. Ama unutmayalım, eski dost düşman olmaz, Ulaş’ı seven pişman olmaz : )
• Katranı kaynatsan olur mu şeker
Güzel bir atasözümüz : ) Hüzün isimli amatör parçamda geçiyordu ya, ordan ulaşmışlar |
| Yorum(0) | Yorum Yaz | Tarih :25.03.2008 | Devamını Oku |
| Şu Yüzyılda Çocuk Olsaydım… Tarih: 20.03.2008 Yazar: Çağla Caner |
Şu Yüzyılda Çocuk Olsaydım…
Alice’in uyuşturucu bağımlısı olduğunu düşünerek bir çocukluk geçirmiş olmak ya da pamuk prensesin yedi cüceler tarafından taciz ve röntgene maruz kaldığını düşünmek 21. yüzyıl çocuk zihniyetidir demesek daha iyi olur diye düşünüyorum. Çuvaldızla kendi aramda kurmuş olduğum empatiyi hiçbir şeye değişmem!
Rapunzel’inse her önüne gelen adamı eve aldığını düşünerek, amiyane bir tavırla “kaşar” demek pek hoş bir anlayış olmasa gerek. Nitekim Kül Kedisi’nin cinler aleminden çevre yapmış olması da hiçbir zaman dikkatimden kaçmadı. Üçüncü gözü haddinden fazla açık bir bayanmış kendisi…
Ama tüm bunlar benim psikopat aday adaylığından diskalifiye olmuş bir çocuk olmamı gerektirmiyor. Yine de şu yüzyılda çocuk olsaydım neler yapardım diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Mesela sahibinden satılık,az kullanılmış sek sek taşı işinden çok para kazanabilirdim. Yassı, pütürlü kısımları aşınmış orta büyüklükte bir taşa oyun arkadaşlarım 2 top dondurma parası verebilirdi. Ya da toptan fiyatına ip satın alıp, bakkalı kar ortağı yapmadan aynalı misket karşılığında pazarlayabilirdim. Hatta işi daha da adi bir boyuta taşır, ipleri taşla ezerek aşındırır daha hızlı tüketimini sağlayabilirdim.
Bir başka planımsa yakan topa şike karıştırmak. Hatta fiyatlandırma sistemini ayarlayıp, topu kucaklama ve can alma durumlarında iyi kar edebilirdim. Adının İstop olduğundan şüphelendiğim, ismini söylendikten sonra topu yere düşürmen durumunda bir renk söyleyip, o rengi bulamayan gariban arkadaşını topla taciz etme oyunu içinse geniş renk kartelaları hazırlayıp paranın gözüne vurabilirdim. Ama hiçbiri mahallenin bir kaç yaş büyük ablalarının ilk aşk deneyimlerini duvar arkasından dinleyerek, konuyla ilgili yahut ilgisiz herkesi katmak suretiyle şantaja maruz bırakılmasından daha iyi kar getirmezdi.
Tüm bu planları gerçekleştirmek için epeyce bir yıl geç kalmışım. Çoğumuzun da geç kaldığının farkındayım. Ancak dünyanın şu haline bakarsak bir de yaşatığımız hayatı sorgularsak, geç kaldığını farkeden ve bunu telafi etmeye çalışan pek çok insan olduğunu algılamak zor değil.
Kendimizi tebrik etmemiz lazım. Azimliyiz insanoğlu olarak, şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler demek yerine vaziyeti oluruna uyduruyoruz.
Cagla CANER
|
| Yorum(0) | Yorum Yaz | Tarih :20.03.2008 | Devamını Oku |
|